Boş Gezenin Boş Kalfası

  • Yazının Tarihi: 13 Şubat 2020
  • Yazar: Mehmet Sait Çakar
  • Bu yazı 8668 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Geçen gün eski dizileri şöyle tararken Ferhan Şensoy ile Rasim Öztekin Üstatların “boş gezen ve kalfası” adlı dizisini tekrar seyretme imkânı buldum. Müthiş bir dizi her kese tavsiye ederim. 1995’te toplumsal gerçekleri bu kadar güzel anlatabilecek başka bir dizi bilmiyorum. “Fikrimin İnce Gülü” gibi realist bir kara mizahtır. Bu dizide Ferhan Şensoy boş adamların nelere kadir olduğunu çok güzel anlatıyor. Bu da bana Max Frisch’in aynadaki hakikatin izdüşümünü hatırlattı.
Ve bu aklıma geleni yazmazsam içimde kalacağından en iyisi yazayım hem de Ferhan Şensoy’u anayım dedim. Çünkü yazmak bir nev’i entelektüel şişkinliğin giderilmesi gibidir. Yazarsam rahatlarım hatta çok yazarsam çok rahatlarım. Ama ben bugünlerde az yazdığımdan kuluçkaya yatan fikrim içimde iyice şişti. Ve bundan kurtulmanın tek çaresi de yazmak olunca bence değersiz olmayan ama yine de ancak az değerli olduğunu düşündüğüm Artuklu Üniversitesinin “Türkiye’nin Akademisyen İhtiyacı Artuklu Üniversitesinden Karşılanacak” haberi aradığım fırsat oldu.
Haberin içeriğine bakınca mübarek sanki Harranlı ünlü türkücünün okuyamadığı Oxford’u anlatıyordu. Lakin gel görelim ki yazının sonuna geldiğimde hayallerin Oxford ama hakikatin Mardin’den öte olmadığını fark ettim. Tabii bu arada yazının her kelimesi Üstat Mümtaz Turhan’ın kemiklerini sızlatıyordu. İçimden “kalk hoca, kalk. Bak üniversiteler kimlere kalmış?” diye geçirdim. Üstadı bir yana bırakıp yazıya daha eleştirel gözle bakınca içi doldurulamayan veya o kelimelerle neyi kast ettiği anlaşılmayan metnin içinde rektörün bu program ile birlikte akademisyen ithal eden bir üniversiteden, akademisyen ihraç eden bir üniversiteye doğru adım atıldığına dair ifadesi pür dikkatimi kesti.
Müthiş bir şey. Dehşetengiz bir ifade, hatta dehşet-ül âlâ. Nasıl benim aklıma gelmedi. Yeterli sayıda yetkin, alanında uzman, üniversiteyi ileri taşıyacak “akademisyen ithal” edemeyen üniversitem bu defa iki yabancı dil bilen akademisyen ihraç etmeyi kendine hedef edinmiş.
Ah be Mümtaz Hocam kalk da gör!
Bunca hayalden sonra hakikate dönelim. Çünkü başarılı üniversiteler hoca ihraç etmez. Türkiye’nin başarılı üniversitelerinden ancak özel durumu nedeni ile Hocalar ayrılır. Buna binaen ODTÜ, Hacettepe, İTÜ ve diğer başarılı üniversiteler niçin başarılı hocalarını göndersin ki? Başarı kimseye yük olmadığı için başarılı hocalar da başarılı oldukları okullarda kalmaya devam eder.
Öyleyse üniversiteler ve tabii ki hocaları için başarının ne olduğuna bakalım. Dünyada ve özellikle de Türkiye’deki üniversiteler için başarının tarifini kâr amacı gütmeyen, Türkiye ve dünya üniversite sıralamalarını yapmayı toplumsal hizmet olarak gören URAP adlı kurumdur. URAP yani University Ranking by Academic Performance (İngilizce bilmeyenler için “Akademik performansa göre üniversite sıralaması” demektir) 2009 yılında ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde kuruldu ve o günden beri çok kaliteli işler ortaya koymaktadır. URAP bir üniversitenin başarılı olup olmadığını tespit etmek için karşılaştırma yöntemini kullanıyor ve bunda Makale Sayısı, Atıf Sayısı, Toplam Bilimsel Doküman Sayısı, Toplam Yayın Etkisi, Toplam Atıf Etkisi ve Uluslararası İşbirliği gibi tamamen açık ve güvenilir bilgi kaynaklarından toplanan objektif verileri esas alıyor.
Buna göre 2011 yılında kurulan Artuklu üniversitesinin devlet üniversiteleri genel sıralamasındaki durumu aşağıdaki gibidir;

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: tablo.jpg

Görüldüğü gibi 10 yıldır hep sondayız. Bu makus tarih değildir, bilakis bu başarısızlıktır. Ve bu başarısızlığın on, yüz, bin sebebi yoktur. Bana göre başarısızlığın en fazla bir elin parmakları kadar sebebi vardır.
Bana göre bu sebeplerden biri yetkin, alanında uzman hoca sorunu. Bir üniversitede alanında yetkin, yeterli ve uzman bölüm başkanı yoksa o bölümde yetkin işini yapan üretimin bir parçası olan ne profesör ne doçent ve hele hele ne de “araştıran araştırma görevlisi” olur.
Üniversite dediğin üretim yeridir. Burada soyut olan fikir üretilir, bilgi üretilir ve bunun da maddi yansıması olan kitap ve makale ile halka verilir, halk bilinçlendirilir ve hendeseyle de paylaşılır. Ve eğer bir üniversitede hocalar her dönem en az bir hakemli dergide makaleleri çıkmamışsa ve her birkaç yılda bir kitapları yayınlanmamışsa orası bana göre arpalıktır.
Bir üniversitedeki öğretim görevlileri bir lise öğretmeni kadar üretmeyince üniversite arpalığa ve dolayısıyla cazibe merkezine döner. Herkes üniversiteye geçmek için çabalar. Bir süre sonra “üniversiteye kapak atmak” yükselen trend olur.
Bir başka neden de üniversitemizde çok fazla ne yaptığı belli olmayan öğretim görevlisi var. Mübarek hoca dolu. Ne hocası diye sorasım geliyor ama sormuyorum çünkü daha önce merhum Levent Kırca’nın “gaydırı gubbak” skeçini izlediğimden alabileceğim cevaptan korkuyorum.
Artuklu Üniversitesinde 2019 yılı URAP verilerine göre her 24,64 Lisans ve Lisansüstü öğrencisine bir hoca düşüyor. Oysa URAP sıralamasında ilk sıralara giren İstanbul Teknik Üniversitesinde 35,02 ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 34,55 öğrenci düşüyor ve buna rağmen somut diye nitelendirebileceğimiz kitap, makale ve araştırma yayınlayabiliyorlar. Bana göre de değil bu gerçeklere göre öğrenciye düşen hoca sayısı ne kadar az ise demek ki o kadar verimli olabiliyorlar.
Bu yüzden Mardin’deki lise öğretmenlerine biraz daha saygı gösterelim çünkü onlar her yıl yüze yakın öğrenciyle muhattap oluyorlar ve bu öğrencileri mezun ediyorlar.
Aynı zamanda iktisatçı da olunca aklıma arz talep dengesi geldi. Artuklu Üniversitesi ya bu eğitimlerini tamamladığı müstakbel akademisyenleri başka okullara ihraç edemezse ve elinde kalırsa ne olacak? Daha şimdiden Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, ODTÜ, Boğaziçi Üniversitesi veya Gazi Üniversitesi yetkilileriyle birkaç yıl sonra akademisyen ihtiyacınızı Artuklu Üniversitesinden karşılayacaksınız diye protokol yapıldı mı? Birkaç yılın sonunda 100 kadar akademisyen mezun etmeye çalışırsak resmen Türkiye’de akademisyen enflasyonuyla karşılaşırız. İşsiz diplomalı üniversiteliden sonra işsiz diplomalı akademisyenlerle tanışacağız.
Bana göre bu akademisyen yetiştirme programı işsiz hocalara istihdam yaratma programıdır. Değerli okuyucular hatırlayın daha evvel eğitim fakültesi bile olmayan okullarda formasyon eğitimi verilirdi. Artuklu Üniversitesinde de bu böyleydi. Formasyon eğitimi verdi lakin bu eğitimi veren hocalar maddi anlamda bu eğitimi alan öğrencilerden daha çok faydalandı. Hoca derse girdiği için para aldı, öğrenci derse girdiği için para verdi ve ardından parasıyla aldığı sertifikanın aslında hem eğitim fakültesi mezunlarının işini zorlaştırdığını ve hem de kendilerine o kadar fayda sağlamadığını sağolsun KPSS sayesinde iki üç yıl sonra fark ettiler.
Bu program da kanaatimce böyle sonuçlanacak. Hem bir alanda uzman hem de doğu ve batıdan birer dil bilecekler. Daha nesini sorayım be azizim, bu okulda bu özellikli kaç hocan var ki bu özellikte öğrenci mezun etmeyi hedefliyorsun?
Naçizane tavsiyem bu üniversiteden çok “liseden sonra boş zaman geçirme kurumunda” okuyan öğrencilere gerçekleştiremeyeceğimiz vaatlerde bulunmayın.
En son olarak şimdi diyeceksiniz ki bu Mümtaz Hoca ne dedi ki? Merhum Mümtaz Turhan Hoca dedi ki “gerçek bir üniversitenin yokluğu bir ülkenin kalkınmasına, ilerlemesine mani olabilir, fakat seviyesi düşük bir üniversite memleketi muhakkak mahva götürür”.

Bir Yorum Yazın