İslam Coğrafyasında Açık Bırakılan Adisyon : Birinci Dünya Savaşı -1-

  • Yazının Tarihi: 27 Kasım 2017
  • Yazar: Ahmet Akgül
  • Bu yazı 385 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

 

“…Siz Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekilmesinden sonra bıraktığı boşluğu(n yerini) hiçbir devletin, kurmayı düşündüğünüz Milletler Cemiyeti’nin alamayacağını, hiç birisinin üç kıtanın en karışık ve dağdağalı mıntıkasında Osmanlı Hakanlığı kadar adaleti, hakkı, nasfeti, musavatı temin edemeyeceğini göreceksiniz. Osmanlının elinden zorla, zalimce, haksızlıklar irtikap edilerek alınmış topraklarda huzur ve sükûn tesis edilemeyecek. Ne tarihî, ne ırkî, ne de dini kıstaslar, hakim kuvvetler mücadelesine mani olamayacak, kanlar dökülecek ve Osmanlı aranacak. Bunu sizin halefleriniz arasında itiraf edenler çıkacak. Çünkü Allah’ın adaleti gün olur hükmünü icra eder!”

Said Halim Paşa / Sabık Osmanlı Sadrazamı / 1920, Malta (sürgün yılları)

 

Özetle Birinci Dünya Savaşı

Fransız İhtilali ile başlayan milli­yetçilik akımı çok uluslu devletler için tam bir deprem etkisi oluşturmuştu.

Milletlerin kendi ge­leceğine karar vermesi anlamına gelen bu akım, Avrupa’nın sosyal ve siyasi yapısını derinden sarsmakla kalmamış, kısa bir sürede Osmanlı topraklarını da etkisi altına almayı başarmıştı.

Avrupa’da milliyetçilik akımıyla eş zamanlı olarak yükselişe geçen sanayileşme, ham madde ve pazar arayışlarını da hızlandırdı. Sömürge toprak arayışları, hızla sanayileşen Avrupa ülkeleri arasında ekonomik rekabetin artmasına ve çıkar merkezli siyasi gruplaşmaların oluşmasına neden oldu.

Tamamen maddeye odaklı bu gruplar arasındaki savaş kıvılcımı Avusturya-Macaristan veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesiyle, 28 Temmuz 1914’te ateşlenmiş oldu.

Bu olay üzerine, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbistan’a savaş ilan etti ve böylece insanlık tarihinin gördüğü en kapsamlı savaş olan Birinci Dünya Savaşı başlamış oldu

Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yanında yer alarak Rusya ve Fransa’ya savaş açtı. Buna karşılık İngiltere de Almanya’ya savaş ilan etti.

İlerleyen zamanda Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın oluşturduğu İttifak Devletlerine Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan katıldı. Yine İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu İtilaf Devletleri’ne ise Sırbistan, Belçika, Lüksemburg, Karadağ, Romanya, Japonya, İtalya, Yunanistan, Portekiz, Brezilya ve Amerika Birleşik Devletleri katıldı.

28 Temmuz 1914’de başlayıp 11 Kasım 1918’de sona eren savaşın 4 yıllık ilk devresinde, savaşan unsurlardan 10 milyona yakın insan hayatını kaybetti.

Gerçek rakamlar bilinmese de, sivillerle birlikte 30 milyon civarında insan yaralı, hasta ve kayıp olarak kayıtlara geçti.

Osmanlı imparatorluğu, kendi toprakları içerisinde kalan Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Irak, Hicaz-Yemen ve Çanakkale cepheleri ile sınırları dışında kalan Makedonya, Galiçya ve Romanya cepheleri olmak üzere tam 9 cephede savaşmıştır.

Savaşın sonunda; Avusturya-Macaristan, Alman, Rus ve Osmanlı imparatorlukları dağılmış, Almanya’da Hitler, İtalya’da Musolini iktidarı başlamış, Rusya’da komünist rejim kurulmuş, üç kıtanın siyasi haritalarında çok kapsamlı değişiklikler meydana gelmişti.

 

Birinci Dünya Savaşı Bitti mi?

Resmi tarih kitapları, Birinci Dünya Savaşı’nın, 1914 yılında başlayıp 1918 yılında sona erdiğini kaydederler.

Her ne kadar kayıtlara 4 yıl sürdüğü geçmişse de, sömürge arayışı gibi ekonomik reflekslerle başlayan bu savaş,  İslam coğrafyası üzerinde hem ekonomik hem dinsel sömürüye dönüşerek günümüze kadar devam ede gelmiştir.

İşin aslı şu ki; hem itilaf hem de ittifak devletlerinin savaş öncesi ve sonrası için Osmanlı İmparatorluğu üzerinde bir takım çıkar hesapları ve istila planları bulunmaktaydı.

İttifak devletlerinin başını çeken Almanya, Osmanlıyı bu ittifaka dâhil ederken bile Ortadoğu’da askeri ve ekonomik bir etkinlik sahası oluşturmayı amaçlıyordu. Yine Osmanlı ile aynı blokta yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise Osmanlının Avrupa’daki topraklarını ele geçirerek Ege Denizi’ne ulaşmayı planlıyordu.

Karşı blokta yer alan itilaf güçlerinden Amerika, Osmanlı topraklarında bir takım yatırımlar yapmak suretiyle siyasi ve ekonomik nüfuz alanı kazanmak istiyordu. İngiltere, Arapları Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandırarak Ortadoğu petrollerine egemen olmaya çalışırken, İtalya ve Fransa ise, Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslimleri kışkırtmak suretiyle bazı bölge­leri ele geçirmeye çalışmaktaydı.

Yine itilaf unsurlarından Rusya, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ele geçi­rerek sıcak denizlere inmeyi ve başkenti İstanbul olan bir Slav imparatorluğu kurmayı planlamaktaydı.

Nitekim Osmanlı topraklarını paylaşmak için bu süreçte yapılan gizli antlaşmalara baktığımızda;

İngiltere, Fransa ve Rusya arasında yapılan Boğazlar Antlaşmasıyla Boğazlar ve çevresi Rusya’ya bırakılmış, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında yapılan Londra Antlaşmasıyla da İtalya’nın İtilaf Devletleri saflarında yer alması durumunda kendisine Ege kıyıları ve 12 ada vaat edilmişti.

İngiltere ve Fransa arasında yapılan Sykes Picot Antlaşması ile Arap toprakları Osmanlı’dan koparılarak iki devlet arasında pay edilmişti.

Aynı devletler arasında daha sonra yapılan Petrograd Protokolü ile Rusya’nın Sykes-Pi-cot Antlaşmasını kabul etmesine karşılık kendisine boğazlara ek olarak Trabzon’a kadarki Karadeniz kıyılarıyla doğudan Erzurum, Muş, Van, Bitlis verilmiş, daha sonra İngiltere, Fransa, İtalya arasında yapılan St. Jean de Mourienne Antlaşması ile Sykes Picot ve Petrograd Protokolünü öğrenen İtalya’ya Konya, Antalya, Aydın ve İzmir çevresi verilerek toprakları genişletilmişti.

İngilizler bir yandan Araplar’ın Osmanlı’ya ihaneti karşılığında kendilerine para ve bağımsızlık sözü veren Mc. Mohan sözleşmesini yaparken, diğer yandan Amerika ile birlikte bugünkü Filistin topraklarında Yahudilere yurt kazandırmaya yönelik Balfour Deklarasyonunu ilan etmişlerdi.

Rusya’da Bolşevik İhtilali olunca, İtilaf Devletleri Rusya’ya bıraktıkları toprakların bir kısmı üzerinde Özerk Kürt Devleti oluşturmak ve kalan kısmını Ermenistan’a vermek istedilerse de, bu plan, ihtilalle gelen rejiminin gizli antlaşmaları açıklaması yüzünden rafa kaldırılmıştı.

Bolşevik rejimin bu tavrı üzerine, ABD Başkanı Wilson tarafından sorunların barışçıl yollarla sonuçlandırılmasını içeren Wilson ilkeleri ilan edildi. Ne yazık ki ilan edilen Wilson ilkeleri, batı ülkeleri arasındaki sorunları barışçıl yollarla çözmeyi amaçlarken, Osmanlı topraklarını ise sömürü için daha açık bir hedef haline getiriyordu.

Sebilürreşad / Kasım-2017

Yazıyı burada sonlandırıp gelecek yazımızda kurumsallaşan Birinci Dünya Savaşına değinelim

Sağlıcakla Kalın

@akgulahmet

 

Bir Yorum Yazın