BİR DEVRİMCİNİN HATIRALARI

  • Yazının Tarihi: 12 Aralık 2018
  • Yazar: İbrahim Yüksel
  • Bu yazı 789 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Yaklaşık 10 senedir Kürtler Ermeni asıllıdır, Imhellemiler aslen Süryanidir, gibi söylemleri duyunca hayretler içinde kalırdım. Birlikte büyüdüğümüz, ne Kürtlerden ne Ermenilerden ne Süryanilerden ne de Imhellemilerden bu tür iddialar duymamıştık. Imhellemiler ile ilgili sempozyumlar, konferanslar verildiği halde ve bu tür organizasyonlarda böyle bir iddianın mevzubahisdahi  olmamasına rağmen bu propagandaların sebebini anlayamıyordum. Beni hayrete düşüren, daha çok, bu iddiaların sahiplerinin mesnedsiz yalanlarına taraftar bulabilmesiydi, bu propagandaları dillendirirken yaşadıkları rahatlıktı. HDP milletvekili Mehmet Ali Aslan,Imhellemilerin tarihiyle alakalı yayınlar yapmış, konferanslar vermiş konunun uzmanı bir kişidir. Geçen sene ona, bu iddialara karşı neden sessiz kaldığını ve bu iddia sahiplerine neden cevap vermediğini sosyal medya üzerinden  sormuştum. Gerçekler ortada iken, birilerine cevap yetiştirmeye ne gerek var demişti. Doğrudur, gerçekler ortada iken yalancı sahtekarlara cevap yetiştirmenin gereği yok. Fakat konuyla alakalı bilgisi olmayan kişiler, bu sahtekar yalancıların propagandalarına kanabiliyor ve dahası dinini, tarihini öğretemediğimiz bazı gençlerimiz misyonerlerin tuzağına düşüp hiristiyanlığa geçebiliyorlar.

Yaşadığımız süreçte, haritaların yeniden şekillendirilmeye çalışılırken, ne Sykes , nePicot ne de Lavrence gibi ajanların faaliyetleri sonuç veriyor ne de yapılan faaliyetler saklı gizli kalabiliyor. Bilginin çok hızlı ve sınır tanımadan yayıldığı bir dönemdeyiz. Yalancının mumu yatsıya varmadan sönüp sahibini maskara edebiliyor.

Haritalar şekillendirilmeye çalışılırken Orta doğuda demografik mühendislikler hızlı bir şekilde sürüyor. Irak’ta, Suriye’de bir çok kadim şehrin halkı boşaltılıp yerlerine başkalarının yerleştirme çalışmaları sürerken bu iş Türkiye’de bu kadar kolay olamayacaktı. Toplum mühendisleri, mevcut ırklar üzerinden bir dönüşüm ve kazanım hedeflemiş olacak ki, din adamı veya misyoner kılıklı ajanları vasıtasıyla bölgedeki ırkları tarafına çekmeye çalışıyor. Medyada çok kez, Osmanlı’nın sadık ve güvenilir millleti Ermeniler kılığında varlığını sürdüren Yahudilerden bahseden yazılar çıkıyor. Ermeni tehcirinden sonra kendilerini gizlemek adına alevi kimliğine büründüklerini ve özel hayatlarında Yahudiliği yaşamaya devam etmekte oldukları birçok yazıda neşredilmiştir. Bu yapılar üzerinden bir çalışma yürütülüyor olabilir. Ama bu yapılar vasıtasıyla bölgenin sağlam karakterli, sadık ve mücadeleci özellikler taşıyan diğer ırkları da saflarına çekebilmek için faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Toplum mühendisliğine soyunan bu ahmakların ele geçirmeye çalıştığı ırklar hakkında bilgi sahibi olmamaları onları çok komik durumlara düşürüyor. Elde etmeye çalıştıkları kişilerden yüzlerine tokat gibi inen cevaplar aldıkları kişilere rastlıyoruz. Belki toplum içinde bulabildikleri kendileri gibi aşağılık kişiliksizlerle bu faaliyetlerini sürdürüyor olabilirler, fakat bu topraklarda başarılı olamayacakları gün gibi açık görünüyor.

Kazım Karabekir; İSTİKLAL HARBİMİZİN ESASLARI adlı eserinde 1. Dünya savaşı sırasında düşman ülkelerin ve müttefik ülkelerin temsilcileriyle birlikte yaptığı çalışmalarda, diğer ülkelerin gazetecileriyle birlikte gelerek yapılan çalışmaları kayıt altına aldıklarından ve onunda yanında bir gazeteci olmayışından hayıflandığını belirttikten sonra; önemli görevlerde bulunan kişilerin mutlaka hatıralarını yazması gerektiğini, bu şekilde gelecek nesillere yol gösterecek tecrübelerini aktarması gerekliliğini belirtir.

Ömrünü hak ve özgürlükler adına adayan ve 12 eylül ihtilalinden sonra Diyarbakır cezaevinde işkencelerle geçen hapis hayatının, ve sonrasında yaşadığı yoksulluğun,  davasından vazgeçiremediği solcu devrimci  bir kadim dostum da yaşadıklarını kaleme almış ve başta çocukları olmak üzere, yeni nesillerin, yaşadığı tecrübelerden faydalanması düşüncesiyle yayımlamaya karar vermiş. Basıma hazırlanmakta olan kitabının bir nüshasını bana da hediye etti. onun yaşadıklarından memlekette yaşananları daha iyi anlamaya başladım.

…. ‘’ Aç kaldığım zamanlar oldu. Elbisesiz, sigarasız, ve daha birçok bilmem nesiz kaldığım zamanlar oldu.  Bunlar benim için sığınılacak kaledir.Bazen ailem, çevrem, akrabalarım soruyorlar ve sitem ediyorlar… Neden biz maddi anlamda toplumdan geri kaldık, maddi olarak neden büyüyemedik diye…

Onlara her zaman şunu söylemişimdir. Ben hiçbir zaman size, devrimcilik yapıp para kazanacağız, para toplayacağız demedim. Ben size dedim ki; devrimciler iktidara geldikleri zaman parayı ortadan kaldıracaklar. Özel mülkiyetin tekelleşmiş halini ortadan kaldıracaklar. Yani ben size demedim ki; devrimci olacağız da zengin olacağız. Öyle bir şeyi asla kimseye söylemedik.  Hiçbirimiz söylemedik. Ondan dolayı bana yanlış yerden yükleniyorsunuz. Neden zengin olmadık? Neden yoksul kaldık? Tabiki zengin olmayız. Tabi ki yoksul kalacağız. Tabi ki yeri geldiği zaman tarla da satacağız. Arazi de satacağız. Cezaevi de göreceğiz. Bunlar bu işin fıtratında var.  Sayın Başbakanımızın dediği gibi ‘’ Bu işin fıtratında var ‘’ (sayfa 232)

Toplum mühendisliğine soyunan  Alman ajanları böyle bir hayat yaşamış ve paraya değil düşünceye değer vermiş böylesi bir bölge insanını kendi safına çekebilir mi hiç ….

   İlçe başkanlığı yaptığım dönemde İl başkanı telefon etti. Almanya’dan gelen misafirlerimiz yanına gelecek. Öğrenmek istedikleri şeyler var. Yardımcı olur musun dedi.

Bir otelin kafeteryasında oturduk. Bir harita çıkardılar. Mümkünse mıhalmi köyleri hangileridir, harita üzerinde işaretler misin, dediler. Harita üzrerinde tüm köylerin eski isimleri vardı. Çoğunu biliyorum ama arada bakarsınız bazı mıhalmi köylerini unutmuş olabilirim. Bazı kürt köylerini katmış olabilirim. Yani o sınırdaki köyler yan yanadır. Bunu daha sonra siz düzeltir misiniz dedim. Biz hallederiz dediler. Bildiğim kadarıyla, tüm mıhalmi köylerini işaretledim. (sayfa 5)

Mıhalmilerin tarihiyle ilgili öyle dilim döndükçe bir takım şeyler anlattım onlara. Yani yeterli bir bilgi değil tabi. Çok sınırlı bilgiler.  HATTA BİR TAKIM  ŞEYLER SÖYLEDİLER.HATTA PARASAL ANLAMDA BİR RAKAM DA.  2 BİN DOLAR ANLAMINDA BİR ŞEY İMA ETTİLER. Ben ürktüm orada. Yok dedim. Benim kimseyle bir bağım olamaz. Yani bölgenin dışında, ilçenin dışında… Bu gün Ankara’da kimseyi tanımıyorum. Kendi bölgemin dışında ne yurt dışında ne de Mardin dışında  hiç kimseyle ilişkim yok. Ne siyasi ne şey …ben ilişkilenmiyorum. Tamam dediler. Galiba amaçları şeydi, uzun süreli bir ilşki ağı. Arada bir bilgilenme işte, ne oluyor ne bitiyor. Ya ben yapamazdım .yani herkesin bir mizacı var, sevdiği şeyler var. Dedim sağolun ilgilenmiyorum..kestiler orada üstelemediler yani.

Karakter sahibi devrimci arkadaşım vatanını Almanlara satmadı. Ama maalesef gerek masonik örgütlenmeler, gerekse istihbarat örgütlerinin maşaları vasıtasıyla karakterini satanlar toplum mühendisliği faaliyetlerine devam ediyor.

 

Bir Yorum Yazın