Hüsamiye külliyesi

  • Yazının Tarihi: 25 Şubat 2019
  • Yazar: İbrahim Yüksel
  • Bu yazı 3691 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

22 Şubat 2019 Tarihinde, Hüsamiye külliyesini örten duvar, şişkinliğiyle, çatlaması ve çatırdamasıyla içinde biriktirdiği direnci daha fazla sürdüremeyerek, darmadağın oldu ve yıkıldı. Duvarın arkasından, 100 küsur senedir ortaya çıkmayı bekleyen külliyenin Çeşme eyvanı , tozlu, yorgun ve mahzun yüzüyle etrafındakilere hüzün verircesine gün yüzüne çıktı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı husamiye-1.jpg

Hüsamiye külliyesi, önemini, Mardin tarihinden, Mardin’de hüküm süren islam kültür ve medeniyetinin bölgede sağladığı adalet, kalkınma ve huzur ortamından ve bu sistemin günümüze kadar sürdürebildiği farklı
inanç be ırklara mensup unsurların bir arada yaşayabilmesini sağlamasından alır. Bu külliyenin önemini anlayabilmek için, Mardin tarihine kısaca göz atmak gerek.

MARDİN’İN SAHABİLER TARAFINDAN FETHİ

Hız. Ömer devrinde Iyaz bin Ganm komutanlığında sahabilerce feth edilen Mardin idaresi, Devrin hiristiyan hükümdarının müslümanlığa geçen kızı Maria ve Maria’nın oğlu Amude’ye devredilir. Bu dönemde Hz. Ömer’in bölgedeki ehli kitap, gayrı müslimlerin hayat hakkını düzenleyen emannameleri ayrıca bir inceleme konusu olup belgelerin orjinalleri Deyrulzaferan manastırında bulunmaktadır.

“ Mardin, Müslümanların eline geçtikten sonra Mariya’nın oğlu Amuda’dan sonra yüz yıl kadar imarlı bir kent durumundaydı. Bu süreden sonra üçyüz yıl boyunca kargaların baykuşların mekân tuttuğu harabe ıssız bir yer olmuştu. Nihayet kürtlerden Ahmed bin Mervan adında birisi Diyarbekir ve Cezire bölgesini ele geçirdi.” ( Abdüsselam efendi Mardin Tarihi )

1071 ve MARDİN

Anadolu Fatih’i Alparslan’ın bölgedeki Kürt ve Araplarla ittifak ederek elde ettiği zaferle Anadolu yarım adasından başlayarak dünya hakimiyetine kadar gidecek yeni bir dönemin başlamasına vesile olur. Malazgirt zaferi, savaş hukuku ve insan haklarının savaşta bile olsa islam kültür ve medeniyetinde nasıl korunduğunu gösteren çok manidar
örneklerle doludur. Romen Diyojen’in esir düşmene rağmen Alparslan tarafından serbest bırakılarak kaçmasına fırsat verilmesi gibi bir çok hadise inceleme ve araştırmaya değer örneklerdir. Barbarlık kavramının bu nedenle İslam kültür ve medeniyetini esas alan hiç bir ırkın uygulamasında olmadığı, bu kavramın daha çok müstevli Haçlı ordularına layık bir sıfat olduğu bilinmelidir.

1071 tarihinde elde edilen zaferden sonra, Alparslan, kudretli komutanlarını çevre illere göndererek yeni yerleşim merkezlerinin ve bölgedeki yeni medeniyetin temellerinin atılmasını sağlar. Kudretli komutanlarından ve de aynı zamanda damadı da olan Artuk Bey de, Mardin’in bu günlere kadar süregelen muhteşem eserlerin inşa edilmesi
ve Mardin başkentliğinde, Şam, Halep, Musul gibi tarihi şehirlerin de idaresinin yapıldığı ve hatta Kudüs’e kadar varan bir idare sisteminin kurulmaya başlandığı dönemi başlatır.

1071’den sadece 51 sene sonra Alparslan’ın da torunu olan Hüsamettin Timurtaş, idareyi ele aldıktan hemen sonra, Hüsamiye medresesini inşa ve imar eder. Cami, medrese, halvethane gibi müştemilatı ihtiva eden külliyenin medrese kısmı ve Şeyh Abdülkadir- i Geylani hazretlerinin bir oğlu ve iki torunun da kabirlerinin yer aldığı medrese kısmı mamur bir şekilde günümüze kadar gelebilmişken, cami kısmının kubbesi maalesef yıkılmış ve başka bir hüviyete girmiştir. Bu gün, duvarın yıkılmasıyla ortaya çıkan çeşme eyvanı, cami sınırları ve müştemilat hakkında bilgi vermektedir.

Bir Yorum Yazın