Bid’atler

  • Yazının Tarihi: 2 Eylül 2015
  • Yazar: Muhammed Gül
  • Bu yazı 901 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Bâtıl ve Emaniye Nedir?

 

Eûzubillâhimineşşeytanirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm,
Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki, bir kez daha bir yazımızda siz sevgili okurlarımızla birlikteyiz.
Bid’atler insanların zanlarıyla oluşturdukları, tamamıyla Kur’ân-ı Kerim’e aykırı zanlardan oluşan bir tatbikattır. Bid’at, Kur’ân’da olmayan bir konunun devreye alınması ve Kur’ân’da farz olan bir hükmün devreden çıkartılmasıdır. Bid’atler, A’dan Z’ye kadar Kur’ân’ın bütününe aykırı bir muhtevayı ifade eder.
Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de bid’atleri emaniye ve batıl kelimeleriyle ifade etmektedir. Bakara Suresinin 78. âyeti kerimesinde Allahû Tealâ Kitab’ı (âyetleri) bilmeyenlerin emaniyeye, insan düşüncesinin mahsulu olan el yazması kitaplara tâbî olduklarını bildirmektedir.
Emaniye, Kitap’ta olmamasına rağmen sonradan dîn tatbikatına sokulan bid’atlerdir.

2 / BAKARA – 78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

Âyetlerden gafil olanlar, Kitab’ı bilmeyen, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir.

10 / YÛNUS – 7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

Dünya hayatında insanların  Allah’a ulaşmayı dilemelerine mani olarak onları kuruntulara düşüren şeytandır. Şeytan insanlara dünya hayatını süslü gösterir. İnsanların dünya hayatının peşinden koşmalarını sağlar. Şeytan insanların iç sesini taklit ederek onları kuruntuya düşürür. İnsanlar bilmedikleri için bunları kendi düşünceleri zannederler.
Emaniyeye tâbî olan yahudi ve hristiyanlar cennete sadece kendilerinin gideceğini, yahudi ve hristiyanlardan başka kimsenin giremeyeceğini söylerler. Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyen müslümanlar da sadece müslümanların cennete gideceğini yahudi ve hristiyanların cehenneme gideceğini söylerler.
Allahû Tealâ bunun zan olduğunu Kur’ân’a uymadığını, aksine dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyerek hevasına uyup seyyiat işleyenlerin cehenneme gideceğini, Allah’a ulaşmayı dileyerek salih amel işleyenlerin cennetlik olduğunu Nisa Suresinin 123 ve 124. âyetlerinde bildirmektedir.

4 / NİSÂ – 123: Leyse bi emâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil kitâb(kitâbi). Men ya’mel sûen yucze bihî, ve lâ yecid lehu min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîran).
Sizin emaniyenizle ve kitap ehlinin emaniyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah’tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz.

4 / NİSÂ – 124: Ve men ya’mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne nakîrâ(nakîran).
Ve erkeklerden veya kadınlardan mü’min olarak, kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa o taktirde, işte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin lifi kadar (zerre kadar) bile zulmedilmez.

A’râf Suresinin 175 ve 176. âyeti kerimelerinde Allahû Tealâ, âyetlerini verdiği ve sonra âyetlerden ayrılarak şeytana tâbî olan insanların varolduğunu dile getiriyor:

7 / A’RÂF – 175: Vetlu aleyhim nebeellezî âteynâhu âyâtinâ fenseleha minhâ fe etbeahuş şeytânu fe kâne minel gâvîn(gâvîne).
Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini oku (anlat). Sonra o, ondan (âyetlerden) ayrıldı, artık şeytan onu kendisine tâbî kıldı. Ve böylece o zarar görenlerden (azgınlardan) oldu.

7 / A’RÂF – 176: Ve lev şi’nâ le refa’nâhu bihâ ve lâkinnehû ahlede ilel ardı vettebea hevâh(hevâhu), fe meseluhu ke meselil kelb(kelbi), in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhu yelhes, zâlike meselul kavmillezîne kezzebû bi âyâtinâ, faksusîl kasasa leallehum yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve şâyet dileseydik onu, onunla (âyetlerimizle) elbette yükseltirdik. Ve fakat o dünyaya meyletti ve hevasına (nefsinin afetlerine) tâbî oldu. Artık onun hali, köpeğin hali gibidir ki; onunla ilgilensen de solur, onu terketsen de (kendi haline bıraksan da) solur. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin hali işte böyledir. Artık bu kısası anlat, böylece onlar tefekkür ederler.

Görüyoruz ki, Allah’ın âyetleri var. Fakat kişi âyetlerden sıyrılarak şeytana tâbî oluyor. Şeytan âyetlerin yerine, âyetlere uymayan bid’atleri onlara söylüyor. Âyetlerin yerine bid’atleri geçirenler, âyetlere zulmeden, günahları sevaplarından fazla olan cehennemliklerdir.

7 / A’RÂF – 9: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn(yazlimûne).
Ve kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır.

Batıl, dîn tatbikatında var olan bir hükmün uygulanmaması ve inkâr edilmesiyle oluşan bir düşünce ve inanç sistemidir.

47 / MUHAMMED – 3: Zâlike bi ennellezîne keferûttebeûl bâtıle ve ennellezîne âmenûttebeûl hakka min rabbihim, kezâlike yadribullâhu lin nâsi emsâlehum.
Bunlar, kâfirlerin bâtıla tâbî olması ve âmenû olanların, Rab’lerinden (inen) hakka tâbî olmaları sebebiyledir. Allah insanlara, işte böyle kendi durumlarını misâl verir.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen kâfirler batıla tâbi olurlar. Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyen mü’minler ise Rab’lerinden (inen) hakka tâbî olanlardır.

18 / KEHF – 55: Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ ve yestagfirû rabbehum illâ en te’tiyehum sunnetul evvelîne ev ye’tiyehumul azâbu kubulâ(kubulen).
Ve insanları, onlara hidayet geldiği (hidayete davet edildikleri) zaman Rab’lerinin mağfiretini dilemekten ve mü’min olmaktan men eden (alıkoyan) şey, sadece evvelkilerin sünnetinin, onların başına gelmemesi veya azapla karşı karşıya kalmamalarıdır.

18 / KEHF – 56: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), ve yucâdilullezîne keferû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka vettehazû âyâtî ve mâ unzirû huzuvâ(huzuven).
Biz, resûlleri sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kâfirler (ise) hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele ederler. Âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay (konusu) ederler.

18 / KEHF – 57: Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî fe a’rada anhâ ve nesiye mâ kaddemet yedâh(yedâhu), innâ cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakren) ve in ted’uhum ilel hudâ fe len yehtedû izen ebedâ(ebeden).
Rabbinin âyetleri zikredildiği (hatırlatıldığı) zaman ondan yüz çeviren ve elleriyle takdim ettiklerini (günahlarını) unutan kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, onların kalplerinin üzerine (fıkıh etmeyi engelleyen) ekinnet kıldık. Ve onların kulaklarında (işitmeyi engelleyen) vakra vardır. Sen, onları hidayete davet etsen de bundan sonra onlar, ebediyyen asla hidayete eremezler.

Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyenler batıla tâbî olanlardır. Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeye mani olanlar ise elleriyle yazdıkları emaniye denilen kitaplara tâbî olanlardır.
Allah’a ulaşmayı dileyenler ise Allah’tan indirilen âyetlere, Hak Kitab’a tâbî olanlardır.
Allah ile kalın, mutlu kalın.

Bir Yorum Yazın