Birlikte yaşamayı pratikte sağlayan tek Medeniyet İslam Medeniyetidir

  • Haberin Tarihi: 17 Nisan 2015
  • Bu haber 1011 defa okundu.
  • Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
Birlikte yaşamayı pratikte sağlayan tek Medeniyet İslam Medeniyetidir

Mardin Müftülüğünde yapılan sempozyumun açılış İstanbul Fatih Cami Müezzin Kayyımının Kur’an Tilavetiyle başladı.

Sempozyumun açılışına Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Ekrem Keleş, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Yaşar Yiğit, Mardin Valisi Ömer Faruk Koçak, İl Müftüsü Dursun Ali Coşkun, Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, Emniyet Müdürü Lütfullah Uğur Pekcan, İl sağlık Müdürü Mehmet Derviş, AK Parti İl Başkanı Bahattin Uncu, Mardin- Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen, vali yardımcıları, ilçe Müftüleri, kurum müdürleri, STK temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Daha sonra söz alan Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yaşar Yiğit Programın akışı ve sempozyumun yapılış nedenini açıklayan kısa bir konuşma yaptı. Doç Dr. Yaşar Yiğit konuşmasında Milletimiz tarafından büyük kabul gören Kutlu Doğum Haftası, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’i ve O’nun insanlığa takdim ettiği yüce ve aşkın değerleri anlatmak amacıyla 1989 yılından bugüne değin dini, ilmi, sosyal ve kültürel birçok etkinlikle kutlana geldiğini söyleyerek, Çeyrek asırdır devam eden bu etkinlikler, “anmaktan anlamaya” şiarıyla, halkımıza Efendimizin örnek hayatını, ahlakını ve sünnet-i seniyyesini tanıtmayı hedeflediğini ifade etti.
Yaşar Yiğit sempozyumun amacını ise şöyle açıkladı; “ Din, dil, mezhep ve coğrafya ayrımı yapmaksızın tüm dünyada kimseyi ötekileştirmeden, dışlamadan, her insanın hak ve hukukuna riayet ederek bir arada birlikte yaşamak, toplumların barışı için göz ardı edilemeyecek bir husustur. Bu itibarla; kadim kültürümüze müracaat ederek Hz. Peygamber örnekliğinde bir arada yaşama hukukunun bir sempozyum çerçevesinde ele alınmasının yararlı olacağı mülahazasıyla böyle bir organizasyon tertip edilmiştir.

Birlikte yaşamayı pratikte sağlayan Tek Medeniyet İslam Medeniyetidir
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Ekrem Keleş, İnsanlık tarihinde birlikte yaşamanın ve hatta var olabilmenin yalnızca metafiziğini ve teolojisini kurmakla kalmayıp, bunu bir toplumsal ve siyasal pratiğe dönüştüren medeniyet İslam medeniyeti olduğunun altınız çizerek, Allah Resûlü’nün temellerini attığı kadim geleneğimiz, birlikte yaşamanın en güzel örnekleriyle dolu olduğunu Asırlar boyu, başta Anadolu olmak üzere, İslam coğrafyasında farklı din, dil, ırk, kültür, mezhep ve meşrep mensupları güven içerisinde bir arada yaşadıklarını kaydetti.
Dr. Ekrem Keleş; “Kuşkusuz bu zengin tarihsel mirasa kaynaklık ve kılavuzluk eden önder, Hz. Peygamber (s.a.s)’dir. Bütün insanlık, sonsuza dek kendisine ışık tutacak olan O’nun kutlu mesajları ve yaşam pratiğini, her çağda ve dönemde hayata geçirmeye muhtaçtır. Kaldı ki, Hz. Peygamberin bu çağın ölümcül hastalıklarına çare olacak mesajlarını gündeme getirmek, hatırlamak ve hatırlatmak da, Kutlu Doğumun en önemli amacını teşkil etmektedir.” Dedi.

Batı’nın ürettiği değerler tek yönlüdür
Dr. Keleş konuşmasında ayrıca şunları söyledi; “Batıda başlayan ve tüm dünyayı etkisi altına alan modernleşme süreci, insanlık tarihinin birlikte yaşama konusunda ortaya koyduğu olumlu tecrübeleri yeterince dikkate almadan kendi değerler dünyasını inşa etmiştir. Bu süreç, kendi değerler dünyası içinde kendi hayat tarzını, kurumlarını, insan ilişkilerini, dilini üretmiştir; dışarıdan aldığı her şeyi de dönüştürerek almıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, soğuk savaş dönemleri; Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve bilhassa günümüzde İslam dünyasında yaşanan trajediler, söz konusu modernizm anlayışının olumsuz tezahürleri olarak tarihteki yerini almıştır. Tüm bu savaş, çatışma, işgal ve soykırımlar nedeniyle zorunlu yer değiştirmeler ve göçler yaşanmıştır ve hala da yaşanmaya devam etmektedir. Üzülerek belirtmek gerekir ki; bugün İslam coğrafyasının pek çok yerinde çatışmalar, mezhep kavgaları yaşanmakta, masum canlara acımasızca kıyılmakta, kardeş kanı akıtılmaktadır. Dünyaya öncülük yapmış bir medeniyetin çocuklarının bu yürek yakan hali, Merhamet Peygamberinin bize öğrettiği birlikte yaşama ahlakı ve hukukunun neresinde olduğumuz konusunda kendimizi sorgulamamızı gerekli kılmaktadır.

Ülkemizde yaşanan iç göç, yeni toplumsal bir yapı ortaya çıkardı
Ülkemizde çeşitli nedenlerle son yarım asırlık süreçte köyden kente yoğun bir göç yaşandığı da bir gerçektir. Söz konusu göç neticesinde özellikle büyük şehirlerde farklı din, mezhep, meşrep, etnik köken mensubu insanlardan müteşekkil yeni bir yapı ortaya çıkmıştır. Böyle bir yapıda zaman zaman insanların birlikte yaşama konusunda duyarsızlaştığı gözlemlenmektedir. Oysa toplumsal huzurun yolu, başkalarının inancına, düşüncesine saygı gösterebilmek, hak ve hukukuna riayet edebilmek ve bütün bunları yaşatabilmekle mümkündür.

Suriye’den gelen Muhacirlere Ensar Olmak Zorundayız
Ayrıca, son birkaç yıl içerisinde ülkelerindeki çatışmalardan kaçarak yurdumuza sığınan muhacir kardeşlerimizin sayısı iki milyonu bulmuştur. İnsanca yaşam uğruna evlerini, yurtlarını terk ederek bize sığınan bu mazlum ve mağdur kardeşlerimize dün olduğu gibi bugün ve yarın da el uzatmak milletçe hepimize yakışan ve hepimizden beklenen bir davranıştır.
İnsanlık topyekûn, kendi kısır döngülerine, yalnız kendi değerlerini önemseme bencilliğine mahkûm olmanın sonuçlarını artık hep birlikte el ele vererek onarmak zorundadır. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.s)’in çağları aşan rahmet yüklü mesajlarını iyice özümsemeye, gönüllere gergef gergef işlemeye, İslam’ı onun önderliğinde temsil etmeye her zamankinden daha çok muhtacız. Bu bağlamda; Başkanlığımız, öteden beri Kutlu Doğum Haftası etkinlikleriyle özelde toplumumuz genelde insanlık için ele alınması önem arz eden konuları kamuoyunun gündemine taşımayı, böylece toplumsal bir duyarlılık ve hassasiyete vesile olmayı görev kabul etmektedir. Bu itibarla, 2015 yılı Kutlu Doğum Haftası teması olarak “Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı” başlığı belirlenmiştir. Söz konusu haftada tertip edilen sempozyumda ise “Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Hukuku” konusunun ele alınmasının faydalı olacağı düşünülmüştür. Değerli bilim adamlarımızın katılımıyla gerçekleştireceğimiz bu sempozyumda, Peygamberimizin insanlık ailesinin tümünü göz önünde bulundurarak bizlere miras bıraktığı evrensel mesajları, birlikte yaşama hukuku bağlamında yeniden gündeme getirilecektir. Ötekileştirici bir dil ile farklılıkları asimile edici politikaların hukuki ve ahlaki zemini tahlil edilecektir. Bu bağlamda, söz konusu politikaların yoğun olarak yaşandığı ve 20 milyon Müslümanın yurt edindiği Avrupa’da birlikte yaşama konusu da ele alınacaktır. Farklı din ve anlayışların çoklu yapısı üzerine kurulmuş olan günümüz dünyasında, birlikte yaşayabilmenin hukukunu yeniden kurabilecek bir dil ve söylem inşa etmenin yolu ve yöntemi de tartışılacaktır. Günümüz dünyasında sayısız insanın mağduriyetine yol açan etnik, dini, ideolojik, mezhepsel, ekonomik nedenlerden kaynaklanan çatışmaların, savaşların nihayete erdirilmesine katkı sağlayacak görüşler dile getirilecektir. Keleş son olarak şunları ifade etti; Sempozyumun başarıyla neticelenmesini, birlikte yaşama konusunda gerek İslam coğrafyası gerekse bütün insanlığa katkılar sağlamasını temenni ederim.
Sempozyumumuza ülkemizin dört bir tarafından teşrif eden değerli bilim adamlarını saygıyla selamlar, bizlere ev sahipliği yapan başta valimiz olmak üzere, Mardin İl Müftülüğümüze ve siz değerli misafirlerimize teşekkür ederim.
İl Müftüsü Dursun Ali Coşkun ise Sempozyumun Birlikte yaşamanın canlı örneği olan Mardin’de yapılması nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkür etti
Müftü Coşkun; ”Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış tarihin, kültürün, edebiyatın, sanatın ve mimarinin şahikası; etnik, dini ve kültürel farklılıklarıyla barış içinde binlerce yıldır bir arada yaşamanın nadide örneği Mardin’e Hoş geldiniz sefalar getirdiniz.
Müslümanların başka din mensuplarıyla birlikte yaşamaları rahmet-i ilahiye sayesinde olmuştur. Tarih boyunca Müslümanlar, hâkim oldukları yer ve zamanlarda diğer din mensuplarına dinlerine göre hareket etmek serbestisi verdikleri gibi; her dini cemaate gerek dünyevi gerekse hukuki konularda birçok imtiyaz tanımış ve ruhani liderlere özerk bir teşkilat kurma imkanı sağlamışlardır. Bunun en güzel yansımalarından biri kadim şehir Mardin’imizdedir.
Mardin Cumhuriyet meydanında durduğunuzda; Elli metre güneyde Latifiye Camii, Yüz metre batıda Keldani Kilisesi, güney doğusunda Ulu Camii, Elli metre kuzeyde Katolik kilisesi, kuzeydoğusunda Zinciriye Medresesi, Elli metre batısında Ermeni kilisesi, onun elli metre güneydoğusunda Kırklar kilisesi ve yüz metre güney doğusunda da Şeyh Çabuk Camii bulunmaktadır. Müslümanı-Hristyanı, Türk’ü-Kürd’ü-Arabı tüm din, mezhep ve etnisitesiyle yan yana, iç içe ve beraberce barış içinde yaşayabilmenin nadide tablosunu bir ebru misali oluşturmaktadırlar. Tarihî süreçte Müslümanlar, diğer din mensuplarına gösterdikleri müsamaha ile ictimai bir barış ortamı tesis etmiş ve büyük bir medeniyet inşa etmişlerdir.

Anahtar Kelime:

Bir Yorum Yazın