Dîn Nedir?

  • Yazının Tarihi: 1 Aralık 2015
  • Yazar: Muhammed Gül
  • Bu yazı 926 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Dîn Allah’ın emir ve nehiylerinden oluşan, insanları ahiret ve dünya saadetine ulaştıran bir bütündür. Dînin sahibi Allah’tır. Dînin muhatabı da insandır. Allah insandan sadece ahiret ve dünya saadetine ulaşmasını ister. Dîn, insanı ahiret ve dünya saadetine ulaştıran sistemin bütünüdür. Mutluluğun yegane adresi dîndir. Dînsiz mutluluk hiç kimse için mümkün değildir.

“Dînler” var mıdır?
Dînler yoktur. Her şeyi yaratan Allahû Tealâ tektir. Allah’tan başka yaratıcı yoktur.  Allahû Tealâ, hanif fıtratıyla yaratığı bütün insanlardan hanif dînini yaşamasını ister. Allahû Tealâ insanların yaratılışını değiştirmediği gibi, onlar için vaaz ettiği dîni de asla değiştirmez. Buna göre dînlerin olması, mümkün değil.
Allahû Tealâ Rûm Suresinin 30. âyet-i kerimesinde bunu net olarak açıklıyor.

30 / RÛM – 30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

Bir tek dîn vardır. Bu dîn babamız İbrahim’in hanif dîni, Arapça adıyla İslâm’dır.

“Dînler” ifadesi nereden gelmiştir?
Bir tek dîn varolmasına rağmen tek dîni yaşamayan insanlar şeytanın negatif tesiriyle dînde fırkalara ayrılmışlar. “Dînler” ifadesi dînde fırkalara ayrılan insanlar için söz konusudur. Dîni yaşayan insanlar için bir tek dîn vardır. Bu dînin şeriatı da tektir.
Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor.

42 / ŞÛRÂ – 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

“Senin davetin müşriklere ağır geldi.” Âyet-i kerimeye göre, müşrikler için dînler vardır. Müşrikler, dînde fırkalara ayrılanlardır. Bu şirk açık bir şirk değil, gizli şirktir.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ümmeti için açık şirk asla söz konusu değildir. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyruluyor: “Ümmetim için artık açık şirkten korkmuyorum. Onlar Güneş’e, Ay’a, putlara tapmazlar ama ümmetim için en çok korktuğum şey, karıncanın ayak sesinden daha sinsi olan gizli şirktir.”

Gizli şirk nedir?
Gizli şirk kişinin hevasına uymasıdır. İnsan 3 vücut (ruh, nefs, fizik beden) ve serbest irade ile yaratılmış bir varlıktır. Secde-9’a göre insana ruh üfürülmüştür. Ruh Allah’ın temsilcisidir. Şems-7’ye göre nefs dizayn edilmiştir. Nefs Şeytanın temsilcisidir. Ve fizik beden de, nefs ve ruhun mekânı konumundadır. Fizik bedenin kumandanı akıl karar merciidir. İnsan ya ruhun talebine uyar, Allah’ın emrine itaat eder veya nefsin talebine uyar, Allah’ın emrine isyan eder.

32 / SECDE – 9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

91 / ŞEMS – 7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Gizli şirk nefsin talebine uyarak dünyayı talep etmektir. Allahû Tealâ, Câsiye Suresinin 23. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

45 / CÂSİYE – 23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Âyet-i kerimede verilen vasıflar, Allah’a ulaşmayı dilemeyen tebliğe ilgisiz kalanların vasıflarıdır. Hidayet tebliğine muhatap olmasına rağmen hidayeti dilemiyor. Âyet-i kerimede zikredildiği gibi, Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin hassalarına Allahû Tealâ engeller koyuyor. Hassaları engelli olan bu insanlar gizli şirkte kalan kişilerdir. Gizli şirk sebebiyle insanlar dînde fırkalara ayrılırlar.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifte şöyle buyuruyor: “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bir tanesi hariç 72’sinin gideceği yer cehennemdir.”
72 fırkaya mensup olanların tamamı gizli şirkte olanlardır. Allah’a ulaşmayı dilemeyerek sadece vasıta emirleri (ibadetleri) yerine getirenlerin hepsi gizli şirktedirler. Bunlar, Allah’ın temel emri olan hidayeti (ruhlarını ölmeden önce Allah’a ulaştırmayı) dilemeyenlerdir. Konuyu açıklayan iki âyet-i kerime var; Rûm-31 ve 32.
Allahû Tealâ, Rûm-30’da bir tek dînin varlığını ifade ettikten sonra Rûm-31’de ise, bu tek dînin yaşanmasını emrediyor, Rûm- 32’de ise dînde fırkalara ayrılan müşriklerin tarifini veriyor.

30 / RÛM – 31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30 / RÛM – 32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e sahâbe soruyor: “Fırkayı Naciye hangisidir?” “Ben ve sizin gibi Sıratı Mustakîm üzere olanlardır.” buyuruyor.

Sıratı Mustakîm nedir?
Sıratı Mustakîm, insan ruhunu Allah’a ulaştıran yoldur. Yani ben ve sizin gibi Allah’a ulaşmayı dileyenlerin üzerinde bulunduğu yol demek oluyor. Sıratı Mustakîm ruhu Allah’a ulaştıran yol olduğuna göre o zaman Sıratı Mustakîm üzere olanlar Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. “Ben ve sizin gibi Sıratı Mustakîm üzere olanlar” ifadesinin anlamı “Ben ve sizin gibi Allah’a ulaşmayı dileyenler” demek oluyor.
Esasında Allah’ın indinde Yahudilik, Hristiyanlık diye ayrı dînler yoktur. Allah’ın Peygamberi Hazreti Musa (A.S)’a, Allah’ın Peygamberi Hazreti İsa (A.S)’a vahyedilen şeriatı Allah Resûlüne de vahyediyor.

Peygamberlere farklı dînler gelmemiştir. Nitekim Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde: “İnsanların içinde Kardeşim Meryemoğlu İsa’ya en yakın olan benim. Peygamberler, babaları bir anneleri farklı olanlardır.”
Allahû Tealâ Âli İmrân-19’da, İslâm’dan gayri bir dîn olmadığını belirtiyor:

3 / ÂLİ İMRÂN – 19: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah’ın indinde dîn, İslâm’dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah’ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 85. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

3 / ÂLİ İMRÂN – 85: Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette “hüsranda olanlar”dan olur.

Öyleyse ezeli ve ebedi bir tek dîn vardır. Bu dîn babamız İbrahim’in hanif dîni Arapça adıyla İslâm’dır. Bu dîn 7 safha ve 4 teslimden oluşuyor.

Bugün Birleşmiş Milletlerde dînle ilgili bölümün dünya genelinde yapmış olduğu bir envanter araştırmasında mevcut yaşayan insanlar arasındaki inanç türlerinin sayısı 72 olarak tesbit edilmiştir. 14 asır evvel Resûlullah (S.A.V), “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak” buyurmuştur. 73. fırka, 72 fırkanın içinde yer alan küçük gruplardan oluşuyor. Hangi fırka olursa olsun, o fırkanın içersinde kalben ulaşmayı dileyen herkes hak mü’minlerdendir. İşte, her fırkanın içerisinde kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek fırka (küçük bir azınlık grup) Fırkayı Naciye’dir.

Yûnus Emre şöyle buyuruyor:
“72 millete bir göz ile bakmayan
Halka müdderis olsa, hakikate âsidir.”

Hûd Suresi 29. âyet-i kerimesinde Nuh (A.S) kavmine tebliğ ediyor. Ve âyet-i kerimede, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin kesinlikle Rablerine mülaki olacakları, Allah’a ulaşacakları belirtiliyor:

11 / HÛD – 29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes cahildir. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes aslında bilen birisidir. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
Kişinin kurtuluşa ulaşabilmesi için bir tek dilek gerekir; Kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. Mutluluk bir dilektir, bilene düğün dernektir.
Yûnus Emre: “Dervişlik bir dilektir. Bilene düğün dernektir.”
Dünya bir imtihan yeridir. Bu imtihan nefs varolduğu sürece hep vardır. İblis, İbrâhîm-22’de şöyle söylüyor: “Allah size hak vaadde bulundu. Ben de vaad ettim, ama ben vaadimden caydım. Bunları ben size zorla yaptırmadım. Ben sizi davet ettim siz de kabul ettiniz. Beni kınamayın nefsinizi kınayın.”

14 / İBRÂHÎM – 22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”

Allahû Tealâ zikri, çok zikri farz, daimî zikri farz kılmıştır. Zikir mutluluktur, zikir ahiret ve dünya saadetinin ta kendisidir.
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.” Sevgi mutluluktur. Sevgi ferdî bazda mutluluktur, aynı zamanda toplumsal bazda bütün insanların ortak mutluluk adıdır. Dolayısıyla dîn olmadan bu sevgiyi kazanmak mümkün değildir.
Sevginin kaynağı dîndir. Mutluluğun kaynağı dîndir. Dîn insanların tüm ortak mutluluk adresidir. Dîn olmadan mutluluğun yaşanması mümkün değildir. İnsan evvela Allah’tan hoşlanır, daha sonra Allah’ı sever, daha sonra Allah’a aşık olur, daha sonra Allah’a hayran olur. Hayranlık, irade tesliminden sonra gerçekleşen bir olgudur. 7 safha ve 4 teslimden oluşan, Babamız İbrahim’in hanif dîni, Arapça adıyla İslâm’ın 7. safhası irade teslimidir.
Allah ile kalın, mutlu kalın.

Bir Yorum Yazın