Kızıltepe’de 1190 Senesinden Kalma Bir Rasathane

  • Yazının Tarihi: 2 Ocak 2020
  • Yazar: İbrahim Yüksel
  • Bu yazı 7784 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Tarih gösteriyor ki, Müslümanlar hangi dönemde dinlerinin emirleri ışığında hareket etmişse bilgi ve teknolojide dünya hakimiyetini eline geçirmişler . Başka inanç mensuplarında ise tam tersi bir durum söz konusudur. İnançlarından sıyrıldıkları, uzaklaştıkları dönemlerde ilerleyebilmişlerdir.

Avrupa bilim ve felsefe dünyası, dünya bilim merkezi Endülüs Devletinin ( İspanya yarım adası ) Avrupa kıtasına yansıması ile Rönesans ve reform hareketlerine başladıktan sonra ve de kilisenin sosyal ve bireysel hayata egemenliğini kırdıktan sonra bilimsel ve düşünsel faaliyetlerine başlayabilmiştir.

Galileo, 1618’ de yayımladığı ilk kitapla beraber papazlarınve kilisenin yerleşik görüşleriyle ters düşmüştür. Tespitlerinden ve savunduğu düşüncelerinden vazgeçmesi için her türlü baskı ve tehditle karşılaşmış ve nihayetinde 1633 senesinde sevkedildiği ‘KUTSAL ENGİZİSYON’ da müebbet hapse mahkum edildi. Baskı ve cezalandırma süresince, kendisinden talep edilen DÜNYANIN DÖNDÜĞÜ SAVINDAN VAZGEÇEREK KİLİSENİN GÖRÜŞLERİNE TERS DÜŞMEMESİ idi .

  1. yüzyılın bilim insanlarından, radyoloji biliminin kurucusu kabul edilen MADAM CURIE’nin ‘’ Müslüman Endülüs’ ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan 1 milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık. Orada, bilim sıfırlanınca biz, yeniden, sıfırdan onların yüzyıllar önce keşfettiği şeyleri bulmaya çalıştık ve yüzyıllar kaybettik .’’ cümleleri ise Avrupa’nın ve İslam dünyasının bilim dünyasına katkıları, etkileri ve kıyaslamaları açısından tarihe geçmiş değerleri tespitlerdir. Güncel bir tespit de, Avrupa’daki akademisyen hemşerilerimizden geliyor. Naklettiklerine göre bu gün; İngiltere’deki üniversitelerde bir itiraf ifade ediliyor. ‘’ Bizler dışkımızı kaplara yapıp pencerelerden sokağa attığımız dönemlerde Müslümanlar, astronomide muhteşem hesaplamalar yapıyorlardı .’’ şeklinde gelen bir medeniyet kıyaslamasında kastedilen medreselerin önemli bir kısmı Mardin’de idi.
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: medrese-1.jpeg

Tarihte 19 medrese ile bilimsel çalışmaların dünya merkezlerinden biri olmuş Mardin’de de bu medreselerden biri DUNAYSIR KÜLLİYES’dir. ( Kızıltepe Ulu Camii ) MARDİN ARTUKLU MELİKLERİ TARİHİ kitabının yazarı KATİP FERDİ’nin kitabını geçtiğimizi asrın başlarında yeniden düzenleyen Diyarbakır ‘lı ALİ EMİRİ bu eserden şöyle bahseder.
‘’ Bir akşam Mardin’de güneşin batışı sonrasında Mardin eşrafından Ensarizadelerle Gelmedizadelerin konakları arasında bulunan evimizin damından ova tarafına bakarken beş- altı saatlik mesafede (yürüme mesafesi) bir kubbe ile iki tarafında iki minare gibi şeyleri hayal meyal his olunmaya başladı. Hemen odadan dürbün getirip dikkatle gözlediğimde, gerçekten ortada bir kubbe ve iki tarafında iki minare olduğu güzelce fark olundu. Yanımda duran Mardinli Timur namında bir hizmetçiden, görülen bu yerin Koçhisar (Düneysır) olduğunu öğrendim. İşte bu cami ile karşısında bulunan Medrese kendisine işaret edilen kişinin imiş.

(NOT:YANİ NASIRUDDİN AHMED’ in) 1190 senesinde MEDRESE –İ Semanin (seksen odalı medrese) olarak da bilinen medreseyi de ihtiva eden ŞEHİDİYE KÜLLİYSİ ile aynı tarihte ve aynı Artuklu hükümdarı tarafından inşa edildi. Asya kıtasının en büyük GÖZLEM EVİ (RASATHANE ) olarak tarihe geçen bu bilimsel araştırma merkezi, bakımsızlıkla beraber, yumuşak zemine de sahip olan Kızıltepe’ de daha fazla ayakta kalamayarak 1949 senesinde, yanına inşa edilen evlerin üzerine yıkıldı.

Zamanın bürokratik yapısı çerçevesinde görevlendirilen bilirkişi raporları, dönemin tarihi eserlerine bakış açısını ve dönemin bürokratlarının ihmallerini göstermesi bakımından ayrıca bir inceleme konusudur.

Tarihimizin şeref levhalarından biri olan bu 800 küsur senelik BİLİMSEL ARAŞTIRMA MERKEZİ Kızıltepe Ulu cami ve müştemilatının restorasyon projesi kapsamında, VAKIFLAR BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ tarafından aslına uygun olarak yeniden inşa ederek dünya bilim tarihi literatürüne ve ziyaretçilerin ziyaretine yeniden sunuldu.

Bundan sonraki aşamada görev, tarihin şeref levhasını dünyaya tanıtmakla sorumlu olan bürokrasiye ve de biz vatandaşlara düşüyor.

Bu tarihi yapıyı tekrar ayağa kaldırarak, tarihte hayırla yad edilecek olan başta Vakıflar Bölge Müdürü Metin Evsen Beyefendi olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Bir Yorum Yazın