Kur’ân Hidayetle Okunur

  • Yazının Tarihi: 16 Eylül 2015
  • Yazar: Muhammed Gül
  • Bu yazı 732 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Hidayet, ölmeden evel Allah’a mülaki olmaktır. Allah’a dünya hayatındayken ulaşmaktır. Günümüz dîn tatbikatında, hidayet aslî manasından saptırılarak tamamen devre dışı kalmıştır. Hidayetin dîn tatbikatında tamamen çıkarılması tüm insanların toptan cehenneme gitmesi anlamına gelmektedir. Çünkü kişinin, Allah’a ulaşmayı dilemediği taktirde mürşidine ulaşması ıslâhı nefse başlaması söz konusu değildir.

Islâhı nefs insanların hem bu dünya saadetidir, hem de ahiret saadetidir. Allah’a ulaşmayı dilemeden hedeflere ulaşabilmek hiçkimse için mümkün değildir. Allahû Tealâ kâinatı bütün olarak insan için yaratmıştır. Fizik ve fizik ötesi olarak Allahû Tealâ’nın dizaynı sadece insanı mutlu kılmaktır.
Kur’ân-ı Kerîm ehli zikirle öğrenilmesi gerekirken, günümüz dîn tatbikatında ehli zikir de yer almıyor. Bunun yerine tam tersi şeytanın birçok alanlarda zulmanî ilimleri gelmiş yerleşmiş ve insanlar Kur’ân-ı Kerîm’deki İslâm’ı yaşamaktan tamamen uzaklaşmışlar.

Allahû Tealâ net bir şekilde dizaynı şöyle vaazetmiştir: Yedi safha ve 4 teslim ve bu 7 safha ve 4 teslimin içerisinde ıslâh edici amelleri işleyebilmek 14. basamaktan başlar iradenin teslimine kadar devam eder.
İşte sevgili okurlar! Allah’a ulaşma dileği tatbikattan çıkınca Kur’ân hakikatleri yerine insanların zanları gelmiş yerleşmiş ve insanlar bi’datlere dayalı bir dîn tatbikatı içerisinde huzursuz ve mutsuz bir hayatı yaşıyorlar.
Hakikatlerin yerine geçmiş olan, İslâm âlemini tarumar eden bi’datlerden başlıcaları şunlardır:

• Nebîler, kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir.
• Resûller, kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.
• Allah sadece peygamberlere âyet indirir
• Vahiy Peygamber Efendimizle sona ermiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımızda, Kur’ân-ı Kerîm’i öğreten ve yaşatanların evvel emirde nübüvvet ve risalet imamları olduğunu görüyoruz.
İmamı Rabbani Hazretleri şöyle buyuruyor: “İnsanlar iki yolla hidayete ererler: Nübüvvet ve velayet.” Nübüvvet (nebîler) her kavimde yoktur ve her zaman parçasında da yoktur ama velayet her kavimde vardır ve her zaman parçasında vardır.

İşte insanların yaptığı bu tahrifat nebîyi resûl, resûlü de nebî olarak insanlara kabul ettirmeleri, devreye bu bi’datlerin girmesi insanları tamamen Kur’ân-ı Kerîm’den kopartmıştır. Olur mu diyorsunuz? Ne yazık ki olmuş. Allahû Tealâ da bunu bize haber veriyor. Bakın günümüz insanlarının içine düştüğü tuzak. Eğer 14 asır evvelinden nübüvvet ve risalet Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le sona erdiyse o zaman insanların doğal olarak resûlle birlikte yol tutmaları mümkün değildir. Dünya hayatında resûlle birlikte yol tutmayanlar Allahû Tealâ Furkân Suresinin 27-28-29-30. âyet-i kerimelerinde akibetlerini bize bildiriyor.

25 / FURKÂN – 27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

25 / FURKÂN – 28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

25 / FURKÂN – 29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

25 / FURKÂN – 30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

“Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir. Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.” Bilgisi yanlıştır!
İnsanlar “Nebî olmadan resûl olunmaz” tezinden hareketle risaleti de Peygamber Efendimiz’le sona erdirmişlerdir. Doğal olarak Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’den sonra hiçkimsenin resûlle birlikte bir yol tutması mümkün değil. Resûl yoksa onunla birlikte yol tutmak mümkün değil. İşte o zaman zalimler ellerini ıssıracak vaziyette pişman oluyorlar. Diyorlar ki: “Keşke biz Allah’ın resûlüyle birlikte bir yol tutsaydık. Keşke felanı dost edinmeseydik.”
Sevgili kardeşlerim resûlle birlikte yol tutmazsanız resûlü devre dışı bırakırsanız, mutlaka onun yerine yani hakkı inkar ederseniz batıl mutlaka yerleşir. İşte âyet-i kerimede felan olarak zikredilen dediği şeytanın dostları Allah’ın resûllerinin yerine geçmişlerdir. Allah  onları bu konuda (resûl olarak) yetkili kılmamıştır, ama onlar kendilerini resûllerin yerine geçirmişlerdir. Kendileri dalâlette ama hidayette olduklarını zannediyorlar.

Bu sebeple A’râf Suresinin 30. âyet-i kerimesinde, bir grup hidayete erenler vardır, bunlar 73. fırkadır. Geri kalanların üzerine dalâlet hak oluyor.
Dalâlet üzerlerine hak olanlar Allah’tan gayri şeytanları dost ediniyorlar. Ve kendilerini hidayette zannediyorlar.

İşte günümüz dîn tatbikatında Allah’a ulaşma dileği yok. Doğal olarak Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes şeytanı dost ediniyor. Şeytanı dost edinen şeytanın dostları kendilerini hidayette zannediyorlar ve insanlara dîn öğretiyorlar. İnsanların huzursuz ve mutsuz olması dünya hayatında bu hakikatlerin devre dışı kalmasından kaynaklanıyor.

Öyleyse şunu hiç unutmamalıyız! Hak surelerde Allahû Tealâ’nın vaaz ettiği hakikatlerdir. Bu Kur’ân-ı Kerîm’dir. Allah’ın kelâmıdır. Allah’ın koruması altındadır ve bu Kur’ân-ı Kerîm’i her devirde bize öğretmekle vazifeli olan kavim resûlleri her zaman vardır. Allahû Tealâ’nın bizden istediği resûlle birlikte bir yol tutmaktır. Bu açıdan insanları ikiye ayırmak mümkün: Resûlle birlikte yol tutanlar ve resûlle birlikte yol tutmayanlar.

Furkan 27-28-29-30. âyetlerinde resûlle birlikte yol tutmayanlardan bahsediyor. Doğal olarak herşeyi zıttıyla kaim kılan Allahû Tealâ, az da olsa  resûlle birlikte yol tutanları (73. fırka) ifade ediyor. Resûlle birlikte yol tutmayanlar Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve tâbiiyeti gerçekleştirmeyenler onlar felanı dost ediniyorlar. Şeytanın dostu oluyorlar. Şeytan da onları zikirden Kur’ân-ı Kerîm’den alıkoyuyor ve Furkan Suresi 30. âyet-i kerimede resûl de: “Ya Rabbim benim kavmim  bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” diyor.

İşte Kur’ân’ın terk edilmesi resûlün davetine icabet etmemekle gerçekleşiyor. İnsanların çoğu böyle bir şeytanî tuzağa düşürülmüş. Risaleti ortadan kaldırmışlar. Bunun da arkasında şeytan vardır. Şeytan resûlün yaşadığı dönemde devamlı ona sözlü ve fiili saldırılarda bulunuyor. Gaye resûlü halkın gözünde düşürebilmek. Gaye resûlün davetini iptal etmek. Çünkü insanların kurtuluşu, insanların Allah’a ulaşmayı kalben dileyerek resûlün davetini kabul etmesi ve onunla birlikte yol tutması ile mümkündür. Şeytan bunu kesinlikle bildiği için de dostlarıyla avanesiyle bu nokta üzerine yoğunlaşıyor.

Dikkat ederseniz ondan sonraki bid’atlerin hepsi bunun arkasından geliyor:
• Dünyada rahat yoktur.
• Dînde zorlama vardır.
• Tecvitle Kur’ân-ı Kerîm okunmazsa olmaz.
• Namazı şekil şartına uygun olarak kılmak lazım aksi taktirde kabul edilmez. • İnsanlar biraz cehennemde yandıktan sonra cezalarını çektikten sonra mutlaka cennete gireceklerdir.

İşte sevgili okurlar! Bütün bunlar bize bir hakikati vurguluyor, istisnasız insanların günümüzde Kur’ân’dan uzaklaştığını ispat ediyor.

Allah ile kalın, mutlu kalın.

Bir Yorum Yazın