Önyargı Ve Doğru Düşünmek

  • Yazının Tarihi: 22 Eylül 2015
  • Yazar: Muhammed Gül
  • Bu yazı 806 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Sevgili okurlarım. Yine birlikteyiz. Bizleri bu vesileyle bir arada kılan Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz.

Her konuda ve her sahada hayatımıza öylesine yerleşmiştir ki, bu nedenle akıl ve düşünceyi arka plana atmamızdaki en önemli etken olmuştur.

İnsanlara ve olaylara bakış açımız önyargı içindeyse ulaşacağımız sonuçlar bizi hep mutsuzluğa götürecektir.

Kısaca önyargı doğru düşünmeden sıyrılıp varsayımda bulunmaktır. Önyargıyla başladığımız bir dostluk ne kadar sürer sizce?

Günümüz insanı olaylara önyargılı baktığı  için genel olarak hep mutsuzluk yaşıyor. Nedeni doğru düşünememesi, hatta hiç düşünmeden hareket edip yaşaması. Yanlış düşünceler hayatımızı geceye çevirmekle kalmıyor ayni zamanda mutsuzluğumuza sebebiyet veriyor.

Hiç düşünülmeden konuşulan sözler aklın ürünü olmuyor. Düşünce aklın bir fakültesi. O halde aklın devrede olmadığı düşünceler özellikle önyargıyla parelellik arz ediyorsa,insana hayatı zindan etmeye yetecektir.

Bir kişiye duyduğumuz husumet ona önyargılı davranmamıza sebeb olur.Oysa o insanla güzel bir dostluğa adım atmak üzere bir davranış sergilesek, bu bizi muhakkak mutluluğa taşıyacaktır.

“Mutluluğumuz başkalarını mutlu etmemize bağlı bir seyir takip eder. Bu Allah’ın yeryüzündeki değişmez kanunu.”

 

İşte olaylara ve insanlara, önyargısız bakmadan sadece onların mutluluğunda yer almak üzere harekete geçtiğimizde; Günün sonunda başımızı yastığa koyduğumuz anda, büyük bir huzurun iç dünyamızı kapladığını hissedeceğiz.

Önyargıdan kurtulmak ve doğru düşünmek aklın işi ise,aklımızı dünya hayatını yaşarken kullanalım.İnsanoğlu dünya hayatını yaşarken aklını kullanmaz nefsinin afetleriyle yaşarsa her anı mutsuzlukla geçecektir.

Akletmeyene azab edeceğini buyuruyor Allahû Tealâ:

10/100:Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).Ve Allah’ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü’min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir.

Akıl bize kullanılmak üzere verilmiş. Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: “Kişinin Dîni Aklı Ölçüsündedir.Aklı Olmayanın Dîni yoktur.” 

“Doğru düşünme alışkanlığını elde edebilmemiz Dîni yaşayabildiğimiz ölçülerdedir.” Bu ise ancak Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi ve yasaklarının yapılmaması noktasında elde edilir. Bunun reçetesini her fırsatta sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

İşte bu noktada, her şeye Allah’ın penceresinden bakabiliyorsak orada önyargı yoktur. Sevgiyle bakan kusur aramaz ve önyargılı da olmaz. “Kusur arayan dost bulamaz.” Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz.

Allah dostları olaylara ve insanlara acaba nasıl bakmışlar ?

Erenlerin dergâhına yolu düşen kendi halinde bir adam,dergâhta bir Mevlevi ile bir Bektaşi’nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına gidip oturur.

Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini ve nasıl zikir yapıldığını görmek üzere geldiğini söyler.

Erenlerin her biri yolun güzelliğini anlatmaya başlarlar. Adam onları dinlerken birtaraftan da onların üzerindeki esvablarını (elbiselerini) inceler.

Mevlevi’nin giydiği esvabın kolları geniş ve uzundur ve ellerini de kapatmaktadır.Bektaşi’nin esvabının kolları dar ve tenine adeta yapışmıştır. Üstelik kısa olduğu içinde bileklere kadar açıktır.

Bu durum onu hayrete düşürür ve önce Mevlevi’ye sorar; “Pirim kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun, bunu özel bir sebebi var mı ?”

Mevlevi iki kolunu biraz yukarı kaldırır sonra ellerini birleştirerek kollarını daire şekline getirir ve şöyle der: “Evet özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.”

Daha sonra Bektaşi’ye döner ;”“Peki ya siz, pirim ? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların kusurlarını ve ayıplarını örtmezmisiniz ?”

 

Bektaşi gülümser ve : “Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların kusurlarını ve ayıplarını görmeyiz.”

Doğru düşüncenin sahibi olduğumuz noktada: İnsanlara ve olaylara önyargısız  bakacağız, hiçkimsenin kusurunu görmeyeceğiz. Bununla da kalmayıp kusurları örtmede gece gibi olacağız tıpkı Hz. Mevlânanın sözlerinde ifade ettiği gibi. 

Bu bakış açısını kazandığımızda, gönül dünyamızı huzur ve mutluluk kaplayacak. Pencereleri açıp bütün dünyaya,”Herşey çok mu güzel yoksa bize mi öyle geliyor ?” diye sesleneceğiz.

Hayatımızı başkalarının mutluluğuna adadığımız an, işte o zaman bu dünyayı da bir cennet misali yaşayacağız.

“Kusurları görmeyen bir gönül dünyanızın olması dileklerimizle…”

Bu vesileyle Kurban Bayramı’nızı tebrik ediyorum. Allah’ın sevgisiyle kalın.

Allah ile kalın, mutlu kalın.

Bir Yorum Yazın