Teröre Karşı Milli Seferberlik Ama Kimlerle ve Nasıl?-2

  • Yazının Tarihi: 17 Aralık 2016
  • Yazar: Ahmet Akgül
  • Bu yazı 776 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Yazımızın ilk bölümünde 15 Temmuz sonrası teröre karşı oluşan birlik ortamı ve Reisin ilan ettiği teröre karşı milli seferberlikten bahsetmiş ve bunun mutlaka yerli ve milli duruşa sahip isimlerle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekmiştik.

mardin iletişim gazetesinde yayınlanan 11 serilik “Darbe, Karşı Darbe, Beklenen Darbe” yazı serilerimi takip edenler bilirler. Serinin genelinde önemli bir hususa dikkat çekmekle birlikte özellikle “Küresel Şeytani Aklın AK Parti Üzerinden Yürüttüğü Hakimiyet Mücadelesi” başlıklı yazımda İngiliz-Masonik kliğin İslam coğrafyasındaki vazgeçilmez partneri İran aracılığıyla Türkiye’deki kurumlar üzerinde vesayet sistemi kurmak çabasından bahsetmiştim.

Özellikle CIA’nın dini görünümlü yapılanma üzerinden yürüttüğü operasyonların 17 Aralık sonrası açığa çıkmasının ardından, paralelle mücadele bayrağını İrancı yapılar eliyle oldukça hızlı bir şekilde devralarak, hem paralelle mücadelenin sağlıklı yürütülmesine mani olmuş, hem de İran’ın eskiden olduğu gibi faydalanıcı partner rolünde olduğu İngiliz İslamcılığının ülkenin kritik kurumlarına sızması gibi yeni bir tehlikeyi beraberinde getirmişti.

Yeri gelmişken hem İngilizlerin, hem de bölgesel partneri olan İran/İrancılığın oldukça sinsi sayılabilecek bir taktiğinden bahsetmek isterim.

Bir ülkede herhangi bir politikanın yürütülmesi yönünde kararlı bir duruş mu söz konusu?

Böylesi kararlı bir duruşun karşısına engelleyici bir güç olarak hiçbir zaman çıkmazlar.

Bunun yerine, büyük bir savaş gemisine rehberlik eden veya onu rıhtıma çekmek için etrafına doluşan küçük tekneler misali bu kararlı duruşun etrafını mümkün mertebe sarmaya ve gidişatı istedikleri yönde belirlemeye çalışırlar.

Türkiye’nin son 5 yılına baktığımızda, gündemi yoğunlukla meşgul eden ilk 3 ana başlığın, Suriye meselesi, çözüm süreci ve paralelle mücadele olduğunu görüyoruz.

Suriye meselesi, Esed Nusayri rejiminden kurtulmak isteyen Sünni Müslümanların direnişi olarak başlamıştı. Erdoğan için bu kalkışım, 100 yıl önce birbirinden ayrılan sınırları ortadan kaldıracak ve kardeşleri yeniden buluşturacak tarihi bir fırsattı.

Ne yazık ki, bu gün geldiğimiz nokta, Anadolu’yu İslam coğrafyasından ayıracak ve benim 2048 diye öngördüğüm İsrail planı ile İran, Ermenistan ve İsrail’i komşu yapacak bir projeye dönüştü.

Cerablus’tan öteye dar bir boğazdan nefes almaya, nefes aldırmaya çalışıyoruz ha bire..

Kimin eliyle? Küresel şeytani akıl tarafından zihinsel gelişimi tamamlanan (benim baştan beri çok yıldızlı otel muhalifleri diye tanımladığım) bir takım isimleri Ulusal meclis adı altında altın tepside Erdoğan’a pazarlayanların eliyle.

Bu muhaliflerin CIA güdümlü haşhaşilerden ne farkı var idiyse artık..!

Üstelik İngiliz (İran) Masonik aklın labaratuvar üretimi İŞİD söylemi üzerinden Suriye içlerinde kurtuluş mücadelesi veren Sünni mücahitlerin bir havuzda toplanıp yok edilmesine götürecek büyük bir faturayla..

Çözüm sürecine gelince..

Bu süreç, fikir ve yaşantısıyla İslami bir çevreden gelen Sayın Erdoğan’ın “gerekirse baldıran zehri içerim” kararlılığı ve samimiyetiyle başlattığı ve her defasında dillendirdiğim üzere “Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli kardeşlik projesi” diyebileceğimiz ve batının 100 yıldır hakem rolünü üstlenmesinden dolayı çıkmaza soktuğu Kürt meselesini tarihsel bağlar üzerinden çözmeye yönelik bir süreçti.

Ne yazık ki bu süreç, bölgede kangrene dönüşen sorunu İslamcılığıyla çözeceği sanılan ve bu yüzden inisiyatifi devralan İrancı İslamcı Kürt aktörlerin marifetiyle, ilerleyen zamanda sadece PKK’nın muhatap alınmasına dönüştürüldü. Bölgenin %30’unu oluşturan Mütedeyyin Araplar ve yine ekseriyeti oluşturan Mütedeyyin Kürtler dışlanarak PKK çatısı altında konumlandırılmak zorunda bırakıldı. Bu aşağılık bir toplum mühendisliği idi ve kimine göre beceriksizlik, birçok kimseye göre bilinçli ve gönüllü bir aracılığın sonucuydu.

Kime rağmen? Süreci samimiyetle başlatan Erdoğan’a rağmen.!

Paralelle mücadele ise zaten tam bir muamma..

17 Aralık sonrası TV’lere pazarlanan efsanecilerden tutunuz da kapılardan bir bir kaçırılan paralel derin damar ekibine, bilerek kapatılmayan Fuat Avni gibi hesaplardan tutunuz da irancı ekiple hareket etmeyenleri Fetö veritabanında kaydetmeye kadar grift işlemler..

Kısacası 15 Temmuz’dan sonra alınan önlemlerin büyük bir kısmını 17 Aralık sonrası almak varken taban genişletmek, alan boşaltmak ve boşalan krtik alanlara iyice yerleşip yerli ve milli mücadeleyi sekteye uğratmak..

Anlatacak çok şey var tabi ama yazı yine uzayacak..

Gelecek yazımızda biraz daha somutlaştıralım.

Sağlıcakla kalın

@akgulahmet

cumhurbaskani_erdogan_teror_orgutlerine_karsi_milli_seferberlik_ilan_ediyorum

Bir Yorum Yazın