Teröre Karşı Milli Seferberlik Ama Kimlerle ve Nasıl? -3

  • Yazının Tarihi: 19 Aralık 2016
  • Yazar: Ahmet Akgül
  • Bu yazı 1153 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Evet, Reis teröre karşı milli seferberlik ilan etti, iyi etti.

Kendini yerli ve milli hisseden herkes, ilan edilen milli seferberlik için üzerine düşen ne varsa sonuna kadar yerine getirecek.

Tıpkı çözüm sürecinde üzerine düşeni yapmaya çalıştığı gibi yapacak.

Tıpkı 15 Temmuz alçak girişiminin ilk dakikalardan itibaren gösterdiği refleksi ziyadesiyle gösterecek..

Meydana dökülmesi gereken zamanda dökülecek, çekilmesi gereken zamanda çekilecek

Vatanını seven herkes devlet başkanının ilan ettiği milli seferberlik için ne gerekiyorsa onu yapacak.

Yapacak yapmasına ama bu seferberliğin AK Parti’de ve onun muhatap kabul ettiği medya, sendika ve sivil toplum örgütlerinde müstahkem mevkiler elde etmiş İran Teali Cemiyeti mensuplarınca çözüm süreci ve Suriye örneğinde olduğu gibi yine tersi istikamette yön değiştirip değiştirmeyeceğine dair endişesini beraberinde yaşamaya devam edecek.

FETÖ ile mücadeleyi milli mücadele olarak görmekten çok kaymak mücadelesine dönüştüren kesimlerin askeri teknoloji, güvenlik, istihbarat gibi kritik kurumlara ne denli yerleştikleri ve bu kesimlerin etkisinde yürütülecek milli seferberliğin yerli ve milli insan kaynakları kıyımına dönüşüp dönüşmeyeceğine dair endişesini daha kuvvetlice yaşayacak.

Şimdilerde ortalıkta fazlaca boy gösteren ulusolcular, dün onları cezaevlerine koyan ve son dönemde yapılan bütün operasyonlara rağmen hala beyin takımının tasfiye edildiğine dair net bir durumun oluşmadığı Fetöcular ve bu ikisiyle bağını ağababaları üzerinden sürdüren kripto PKK’lılar ve onlarla aynı dilin yeşil soslusunu kullanan İslamcı türleriyle başka bir mecraya sürüklenir mi endişesini de yaşayacak

Yani gezide ağaca, FETÖ’da sahte yapıya, PKK konusunda da özgürlüğe a(l)danmış tabanı kazanmak yerine kaybetmek, planlayıcı unsurlara karşı sonuna kadar mücadele etmek varken tabana vuran ve bunu sistematik Erdoğan düşmanlığı yumağına bilerek dönüştürmeye çalışan, hem PKK hem de Fetö ile mücadeleyi alan hakimiyetine çeviren ve İran karşıtı insanları fişleyerek yerli ve milli insanları devre dışı bırakan, çözüm ve Suriye’nin bu hale gelmesinin mimarı olan art niyetli bu uygulayıcıların varlığı, ilan edilen bu milli seferberliğe de zarar veririmi endişesi yaşayacak.

Allah korusun bir savaş halinde bu güzelim ülkeyi CIA üzerinden ABD’ye satmaya hazır Fetöcular ile İran üzerinden İngiltere’ye satmaya kalkacak İrancıların devlet içindeki hakimiyetine net müdahale edilmedikçe tehlikeli haller bunlar..

Milli seferberlik mi dediniz? Alın size büyük komutan Selahattin yöntemi.. İlk seferberlik bunlarla başlasın ki bir dış tehditte ülkenin arkası sağlamda kalsın.

Yeri gelmişken şuna da değinmek isterim

Pers üretimi Şia’nın ortaya çıkışı dinsel değil tamamen siyasi gerekçelerle olmuştur. İran siyasi Şia’sı, binlerce yıllık hükümranlıklarına çölden kalkıp boyunlarına basarak son veren İslam devletine karşı hazımsızlığın ve arkadan dolanarak intikam almanın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Bu hazımsızlık ilerleyen yıllarda İslam bayrağını devralan Türklere karşı en üst seviyeye varmıştır.

İran, tarih boyunca hiç bir zaman ümmete dahil olmadığı, futuhatlara ve İslam ordularına hiçbir zaman katılmadığı gibi kendi üretimi olan siyasi Şia’yı da dahil etmedi, etmiyor ve etmeyecek.

Bu konuda hakikatleri haykıranları karşı hala birlik ve ümmet söylemi ile uyaranlar Yemene, Afganistan’a, Hindistan’a, Pakistan’a, Irak’a, Suriye’ye ve kalan İslam coğrafyasındaki İran  yayılmacılığına bakmalı.

Nerede bir fütuhat olmuşsa, nerede milyonlar bin bir emekle Müslüman olmuşsa bir bakmışsınız İran o coğrafyalara gidip Mescid-i Dırar açmış, aradan birkaç yıl geçmeden Sünni Şii adı altında Müslümanlarla İrancılar arasında sonu gelmez bir İngiliz oyunu başlatılmıştır.

Kabul edelim ki Fetö bir balgamdı ve devlet milletin kuvvetli bir öksürüğüyle o balgam söküldü.

Lakin onun zıttı gibi görünmekle birlikte aslında ortağı olan İrancılık günden güne ülke beyninde tümöre dönüşmekte..

Bu tümörün, dış politika, iç siyasetin dizaynı, sivil toplum ve sendikacılıkta, etkili medya kuruluşlarında ve bürokraside kadrolaşma dahil bir çok alanda etkileri inanılmaz bir hızda ilerlerken hala ümmet söylemi ile az daha kuşatılmayı boğulmayı beklemek safdillikten başka bir şey değildir.

İrancılıkla beyni yıkanmış veya satın alınmışlara diyeceğim yok ama iyi niyetle birlik arzusunda olanlara sözüm o ki, İran-irancılık dışında ümmet potasında erimeye hazır onlarca millet var. Onları kaderleriyle baş başa bırakıp aman İran’a laf söylemeyin modunda ısrar etmek tükeniş, kuşatılma ve boğulmayı kabul etmekten başka bir anlama gelmez.

Son bir dedikoduyu paylaşıp yazıma son vereyim

Büyük kısmı 15 Temmuz sonrası ihraç edilmiş FETÖ’cu istihbaratçıların ve onların partneri İrancıların düzdüğü istihbari fişlerin devlette süreklilik esasıyla devamı söz konusu ise vay halimize..!

Milli seferberliğe gönülden dahil olacak adam bıraktırmaz bu şeytanlıklar..

Sağlıcakla kalın

@akgulahmet

 

Bir Yorum Yazın