Toledo ve Mardin -2-

  • Yazının Tarihi: 8 Mart 2015
  • Yazar: İbrahim Yüksel
  • Bu yazı 1245 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

TOLEDO VE MARDİN -2-
Geçen haftaki yazının devamıdır.
ENDÜLÜS’TE BİLİMSEL ÇALIŞMALAR
‘’ Endülüs Emevî Devleti’nde, ilme ve âlime çok değer verildiğinden ilim ve fende çok ileri gidildi. Saraylar ve devlet dâireleri birer ilim yuvası oldu. Her memleketten, ilim öğrenmek için öğrenciler akın akın Kurtuba’ya toplandılar. Kurtuba’da büyük ve mükemmel bir tıb fakültesi kuruldu. Avrupa kralları ve devlet adamları tedâvî için Kurtuba’ya gelip, gördükleri güzel medeniyete, güzel ahlâka, misafirperverliğe hayran kaldılar. Kurtuba’da altı yüz bin kitap bulunan bir kütüphane yapıldı. Bilhassa tıb ve astronomi ilminde çok ileri gidildi. Muhyiddîn ibni Arabî, Kadı Ebû Bekr ibni Arabî, Nûreddîn Batrûcî, meşhûr müfessir Ebû Abdullah bin Muhammed Kurtubî, Kadı Iyâd Yahsûbî gibi pek çok âlim yetişti.

Dünyâ üzerindeki ilk üniversite, Fas’ın Fez şehrinde bulunan Kayravân Üniversitesi idi. Din ve fen ilimlerinde âlimler yetişmesini teşvik eden İkinci Abdurrahmân zamanında, Kurtuba’da da büyük bir üniversite kuruldu. Bu üniversite, o devirde dünyâ üniversiteleri arasında en meşhûru ve en gözdesi idi. Bu üniversitede, İspanya’nın her tarafından talebeler ilim öğrenmeye geldiği gibi, Avrupa’dan, Afrika’dan ve Asya’nın çeşitli bölgelerinden müslüman ve hıristiyan pek çok talebe tahsîl yapıyordu. Bu üniversite, Bağdâd’da kurulan Nizamiye medreselerinden daha önce kurulmuştu. Eğitim ve ilmî teşvik İçin çeşitli vakıflar kuruldu. Neticede Endülüs’teki kültür yüksek bir seviyeye ulaştı. Okuma-yazma bilmeyen kalmadı. Kurtuba dışında Malağa, Valencia, Alrneria ve diğer büyük şehirlerde yerli ve yabancı talebelerin eğitim ve öğretim görmek için toplandıkları medreseler ve üniversiteler de vardı. Müderrislerin ve talebenin kalacak yerleri ve yiyecekleri te’min edilir, ihtiyaçları eksiksiz karşılanırdı. Endülüs Emevî Devleti’nin, Avrupa’ya ilim ve irfan saçtığı zamanda, hıristiyan Avrupa’da okuma-yazma bilen son derece azdı. Bunlar da kiliseye mensuptu.

Fen ilimleri Endülüs’te ileri dereceye ulaşmıştı. Kimya alanında Abbâs bin Firnâs, cam yapma tekniğini geliştirdi ve tanıttı. Sülfirik, nitrik, nitro, hidroklorik asitleri keşfetti ve birçok kimyasal maddeyi ortaya çıkardı. Kimya alanında çalışmalar, yeni ilâçlar hazırlama konusunda faydalı oldu. Yine ilk defa ilâçlar hakkında bilgi veren kitaplar hazırlandı ve eczaneler kuruldu. Fizyoloji ve anatomi konularında uygulamalı tıp İlmi geliştirildi. İşbiliyeli Ebû Mervân Abdülmelik bin Zühr, mîde kanserini tarif eden İlk müslüman hekim oldu. Ayrıca siyatik tedavisinde oldukça başarılıydı.

Bundan başka Endülüs’te emsaline çok az rastlanan ince san’atlı camiler, saraylar, bahçeler yapıldı. Her yönü ile bir san’at şahikası olan ve Kurtuba’da yaptırılan Büyük Camii, 785 yılında Birinci Abdurrahmân devrinde inşâ edilmeye başlandı ve on senede tamamlandı. Fakat bundan sonra her sene bir parça ilâve edilerek son şeklini 990 (H. 380) senesinde aldı. Caminin içinde, her biri 10 metre yüksekliğinde 1419 sütun bulunuyordu ve 20 adet de kapısı vardı. Mermer sütunlar, minareler, minber ve diğer tezyînâtı, tek kelimeyle bir san’at âbidesi ve şaheseriydi. Hıristiyanlar 1492 senesinde Kurtuba’ya girince, ilk iş olarak, bu camiyi harâb ettiler. Sonra da içine kilise yaptılar. Bunlardan başka; Bib-Mardun Camii, Medînet-üz-zehrâ Camii, Ca’feriyye ve El-Hamra Sarayı, Endülüs’te yapılan diğer mîmârî eserlerden bâzılarıdır.’’(1)

‘’PİSKOPOS’UN FERYÂDI!
Müslümanların ilim ve fendeki ilerlemelerini, onların güzel ahlâkını yakından görüp öğrenmeleri üzerine, Avrupalı hıristiyanlar arasında müslümanlar gibi Arabca öğrenme, onlara benzeme yarışı başladı. Hıristiyanların bu hâline hayıflanan Kurtuba Piskopos’u; “Dindaşlarımdan pek çoğu Arabça şiir ve hikâyeleri okuyorlar. İslâm âlimlerinin eserlerinde yanlışlıklar bulmak için değil, bilakis Arabça’nın doğru, açık ve zarîf üslûbunu öğrenmek için inceliyorlar… Yazık ki, bütün hıristiyan gençleri, değerlerini gösterebilmek için sâdece Arab dili ve edebiyatını öğreniyorlar. Büyük bir gayretle Arabça kitaplar okuyorlar, bunlar üzerinde araştırmalar yapıyorlar. Yaptıkları ile de öğünüyorlar. Buna mukabil kendilerine hıristiyan kitaplarından bahsolununca, onların, kıymet vermeğe değer mâhiyette olmadıklarını, umursamaz bir şekilde cevaplandırmaktadırlar. Ne acı! Hıristiyanlar, bilhassa kendi dillerini unutuyorlar. Binlercesinin arasından bir kişi bile latince mektub yazmayı bilmezken, pek çoğu zarîf Arabça ile maksâdlarını ifâde etmekte ve bu dilde üstün bir san’atla şiirler yazmaktadırlar” şeklinde müslümanlara hayran olan dindaşlarından dert yanmaktadır.’’(1)

ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİNİN YIKILIŞI VE ENGİZİSYON DÖNEMİ

‘’ Müslümanların, İspanya ve Portekiz’in bulunduğu İber yarımadasındaki hâkimiyetleri sekiz asra yakın sürmüştü. Bu hâkimiyet, 2 Ocak l492’de Girnata’nın Katolik hükümdarlara teslim olması ile son bulmuştu. Böylece, tarihin bir devresi kapanmış oluyordu. Zira Ispanyol ların Gırnata’yı işgalleri ve bu esnada işledikleri cinayetler, medeniyet tarihi bakımından silinmez bir leke olarak kalacaktır. Onlar, yaptıkları ile tam bir barbarlık örneği sergilemişlerdir. Kendilerine medeniyet öğreten ve bu konuda üstadları olan Müslümanların seviyesine ulaşa madıklarını isbat etmişlerdir. Katolik bir Kardinal’in emriyle Gırnata şehrinin büyük meydanında 500.000 küsur cild yazma kitap yakılmıştı. Müslümanlar, bütün Avrupa kütüphanelerindeki kitapların yekûnundan fazla olan bu kitapları, sekiz asırdan beri dünyanın her tarafından toplamışlardı. İnsanlık âlemi, bu kitapların yakılmasından doğan boşluğu, bugüne kadar telafi edememiştir. En değerli müelliflerin en değerli eserleri, ateşe atılmıştı. Bu tarihlerde Avrupa’ da l0.000 cild kitabı bir araya getiren hiç bir kütüphânenin bulunmadığını belirtmek gerekir. Kral Ferdinand ile Kraliçe İzabella’nın, Müslümanlara verdikleri sözlerini tutmadıklarını, medeniyet ve kültür ürünü kitapların nasıl yakıldığını, Müslümanların nasıl işkencelere tabi tutulduğunu Hristiyan bir araştırmacı şu sözlerle ifade eder: “Katolik majesteleri Ferdinand ve İsabella, Müslümanların tabi tutuldukları teslim şartlarına bağlı kalmada başarı gösteremediler. Kraliçenin özel günah çıkarma papazı Kardinal Ximenes de Cisneros’un komutası altında tertiplenen ve geride kalan Müslümanların kılıç ve zor kullanılmak suretiyle irtidad (Islâm’dan dönme) ettirilip Hiristiyan dinine sokulmaları maksadına matuf bir askerî harekat l499 yılında başlatıldı. Bu kardinalin ilk işi, Islâmî konularda kaleme alınmış el yazması kitapları toplatıp yaktırmak suretiyle piyasadaki dolaşımı nı durdurmak olmuştur. Şimdi artık Gırnata şehri, Arapça yazılmış bu kitapların yığınlar halinde yakılmasından olusan “şenlik ateşleri”ne sahne oluyordu. Engizisyon adı verilen işkence ve zulüm hareketleri, müessesevî bir hale getirilmiş ve yoğun bir biçimde devamlı işler halde tutuluyordu.” Bu yazar, Müslümanlara karşı yapılan işkence ve yakılan binlerce cild kitabın maruz kaldığı insanlık dışı davranışı ne kadar yumuşatmaya çalışsa da yine de dindaşlarının işlediği bu câniyane hareketten bahs etmeden geçemiyor. Gırnata, Arapların her türlü dinî hürriyetlerine, can ve mallarına dokunulmamak şartıyla teslim olmuştu. Fakat Katolikler’e göre “Kâfir Müslümanlar”a verilmiş sözün hiç bir ehemmiye ti olamazdı. Böylece, Yeniçağın eşiginde beşer tarihinin en büyük yüzkaralarından biri irtikâb edildi. İnsanlığın müşterek malı olması icab eden medeniyetin, o çağ için en zarif olan dalların dan biri sistematik bir şekilde imhaya başlandı. Hele cihanın en büyük kütüphânesinin mera simle yakılması, yakın zamanlarda bütün İspanyollar tarafından bile lanetlenmiş bir hadisedir. Yahudilerin hâmisi Osmanlılar oldu…Yahudilerin İspanya’dan kovulmalarını hazırlayan gelişmeler 1391 yılında başladı. Egice Başpiskoposunun çalışmalarıyla başlatılan Yahudi aleyhtarı hareket, çok sayıda Hristiyan papazın da destek vermesiyle hızla yayıldı. Bu hareketin etkisiyle ülke çapında çok sayıda Yahudi cemaati yok edildi. Bazı Yahudiler de varlıklarını sürdürebilmek için Hristiyanlığı kabul etmiş görünerek gizlice kendi inançlarını sürdürmeye başladılar. Ancak daha sonra Hristiyan papazları, kendilerine marranolar (dönmeler) adı verilen bu Yahudi asıllıların Hristiyanlıklarından şüphe etmeye başladılar…
1464 yılında devlet ile kilise bir araya gelerek bu Yahudi asıllı Hristiyanların gerçekten Hristiyanlığı kabul edip etmediğini araştırmaya karar verdi. Bu amaçla bir engizisyon heyeti oluşturuldu ve mahkemeler kuruldu. Daha sonraki dönemde Kastilla Kraliçesi İsabella ile Aragon Kralı Ferdinand, devletlerini birleştirdiler. İsabella ve Ferdinand engizisyon mahkemelerinin yetkilerini artırarak çok sayıda Yahudinin bu mahkemeler tarafından ağır şekilde cezalandırılmalarına imkan tanıdılar. O dönemde baş engizitör olarak tayin edilen Thomas de Toquemada’nın kararıyla çok sayıda Yahudi yakıldı. En son Kraliçe İsabella’nın kararıyla 31 Mart 1492 tarihinde bütün Yahudilerin İspanya’yı terk etmelerini isteyen ferman çıkarıldı. Aynı yılın Mayıs ayında yürürlüğe sokulan ferman ülkedeki bütün Yahudilerin 2 Ağustos 1492 tarihine kadar İspanya’yı terk etmelerini istiyordu. İşte bu Yahudiler kendilerine yeni bir yurt bulabilmek için birçok ülkenin kapısını çaldılar ama sürekli kalmaları üzere kendilerine Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka kapıyı açan olmadı…İspanya’dan sürgün edilen Yahudilerin 150 bin kadarı ilk etapta Osmanlı topraklarına sığındılar. Diğerlerinin de önemli bir kısmı Polonya ve Rusya’ya geçtikten sonra onlar da Osmanlı’ya iltica ettiler… Kendilerine “Sefarad” adı verilen bu Yahudilerin büyük çoğunluğu Selanik ve İstanbul’a yerleştirildiler. Göç olayının yaşandığı sırada Osmanlı Sultanı olan II. Bayezid Han, Yahudilerin iyi karşılanmaları için bütün illere haber göndermiş, hatta bunlara zarar verenlerin en ağır cezaya çarptırılacaklarını duyurmuştu…’’(1)

GÜNÜMÜZDE İSPANYA’ NIN GÜNAH ÇIKARMA ÇABASI
Katolilk hiristiyanların günahını bir rahibe itiraf etme ve tövbe etme anlamına gelen günah çıkarmayı, günümüzde İspanya hükümeti 1492 ve sonrasında Yahudi ve Müslümanlara yapılan zulüm kapsamında yapmaktadır. 12 şubat 2014 tarihinde İspanya parlamentosu Yahudi ve Müslümanlara yapılan soykırım ve işkenceleri itiraf ederek, İspanya dışındaki Yahudilere bulundukları ülke vatandaşlığına ek olarak İspanya vatandaşlığı da verilmesini onayladı. Bu kararın; ifadelerde Yahudi ve Müslümanlara yapılan zulmü itiraf ederken çifte vatandaşlık uygulamasında sadece Yahudilerin kapsam içine alınması ise her şeye rağmen ve 21. Yüzyıla girmemize rağmen İspanyolların adalet ve medeniyet anlayışının gelişemediğini, kuvvetin hakta olduğu anlayış yerine menfaatleri gereği hakkın kuvvette olduğu anlayışını sergilemesiyle İspanyolların adalet ve medeniyetinin kat etmesi gereken çok mesafeler olduğunu göstermektedir.
‘’ İspanya Adalet Bakanı Alberto Ruiz-Gallardon İspanya’nın 1492 yılında ülkeden sürgün edilen Sefarad Yahudileri’ne İspanyol kültürü ve dilini dünyaya yaydıkları için bir borçlu olduklarını açıkladı.
Gallardon açıklamasına, “Onaydan geçen yasa tasarısı sadece bu yüz kızartıcı olayın telafi çabası olarak görülmemeli. Bu yasanın aynı zamanda İspanya’nın açık ve çeşitliliğe önem veren bir ülke olduğunu yansıtması açısından tarihi önemi var,” sözleriyle devam etti. İspanya Kraliçesi Isabella ve Kral Ferdinand, Yahudileri ve Müslümanları Katolik olmak veya ülkeyi terk etmek arasında seçime mahkûm bırakmadan önce İspanya’da yaklaşık 300 bin Yahudi yaşıyordu.
Yahudiler’in Hıristiyan ve Müslümanlarla birlikte yaşadığı ve bilimden müziğe, sanattan edebiyata birçok alanda katkıları bulunan Cordoba ve Toledo, günümüzde binlerce turisti çeken başlıca şehirler arasında bulunuyor. Kanun, şu an İsrail, Fransa, ABD, Türkiye, Meksika, Ajantin, Şili gibi ülkelerde yaşayan yaklaşık 3,5 milyon Sefarad Yahudi’sinin vatandaşlık başvurusu yapmasına olanak sağlıyor.
Amerikan Sefarad Federasyonu Başkanı Lynne Winters, İspanyol hükümetinin Sefarad Yahudileri’ne mevcut vatandaşlıklarından vazgeçmek zorunda kalmadan bu hakkı vermiş olmasından dolayı memnuniyet duyduklarını dile getirdi.’’(3)

1- İslam Tarihi Ansiklopedisi, http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Tarihi-Ansiklopedisi/Detay/ENDULUS-EMEVI-DEVLETI/239
2-Doç. Dr. Lütfi ŞEYBAN-İSPANYA’DA ENDÜLÜS-İSLAM MEDENİYETİNDEN KALAN İZLER VE ESERLER-III: SEVİLLAGraham E. Fuller – Ian O. Lesser, Kuşatılanlar: İslam ve Batı’nın Jeopolitiği, çev. Özden Arıkan, Sabah, İstanbul 1996, s. 29
3- Şalom Gazetesi
toledo resmi

mardin gündüz resmi

Bir Yorum Yazın