Toledo ve Mardin-1-

  • Yazının Tarihi: 2 Mart 2015
  • Yazar: İbrahim Yüksel
  • Bu yazı 1540 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

toledo resmi

mardin gündüz resmi

Toledo ve Mardin -1
Coğrafi, tarihi, kültürel benzerliklerinin yanı sıra; hakim kültürün sosyal yaşama yansıması bakımından birbirine zıtlığı bakımından iki simge şehirdir Toledo ve Mardin. Gerek Mardin’i tanıtırken ‘’Toledo gibi’’ benzetmelerinin yapılması gerekse Türkiye’den İspanya’ya seyahat edenlere Toledo’ yu tanıtan rehberlerin ‘’ bu şehre en çok benzeyen ilimiz Mardin’dir’’ yaklaşımı gereği bu iki şehrin –özellikle Mardin’ liler ve Mardin hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlerce – gerek tarihlerinin gerekse farklı dönemlerde hakim olan kültür ve medeniyetlerin bu şehirlerdeki yansımalarının iyi bilinmesi gerekir. Tarihimizi, kültür ve medeniyetimizi yeterince tanıtamadığımız için Avrupa ve Amerika kıtalarındaki ülkelerde Müslümanlar islamofobia tehdidi ile karşı karşıya kalmakta ve gayrımüslimlerce de Müslümanlar, şiddet yanlısı, zamana ayak uyduramadığı için geri kalmış kişiler olarak görülmekte veya öyle gösterilmektedir. Başbakanımız Sayın Ahmet DAVUTOĞLU ulusal ve özellikle uluslararası toplantılarda gerek islamofobia tehdidini bertaraf etmek gerekse islam kültür ve medeniyetinin birlikte yaşamayı sağladığını gösteren canlı bir şahit olarak Mardin’i, sürekli vurgulamaya çalışması Mardin’i tanıtmada etkili bir gayret olsa da Mardin’de tarihimizi ve medeniyetimizi sergilemek ve tanıtmak adına yapılan çalışmalar ve hazırlıklar yeterli düzeye gelememiştir. Güçlü ve kararlı adımlarla hızlandırılması gereken bu çalışmalar tamamlandığında Mardin’in turist ziyaretlerinin memlekete sağladığı ekonomik katkının yanı sıra islam kültür ve medeniyetinin tarih koridorlarında gezercesine adeta yaşayarak görülebilecek ve öğrenilebilecek yönleri Türkiye’ nin de islam kültür ve medeniyetinin de daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Elimizde böylesine güçlü ve etkili bir enstrüman varken, bunu yeterince kullanmıyor olmamız büyük bir vebaldir. İspanya; Toledo kentinde gelen turistlere engizisyon mantığı ile soykırıma uğrayan Yahudi ve Müslümanları, yıkılan islam medeniyetini ve dahası Toledo Katedralinde Engizisyon mahkemelerinde kullanılan işkence aletlerini sergileyerek dünyada en fazla turist çekmeyi başaran ülke olabilmektedir. 1986 yılında UNESCO’nun dünya kültür mirası listesine alınan Toledo’ da 1 klise, 1katedral, daha birkaç yıl önce restore edilerek tekrar açılan 2 sinagog ve 10. Yüzyılda inşa edilmiş ve daha sonra kiliseye dönüştürülmüş MEZQUİTA DEL CRİSTO DE LA LUZ CAMİSİ( IŞIK VE MESİH CAMİSİ) bir islam yapıtını; vahşetin, yıkıcılığın, bağnazlığın ve kendi kültüründen olmayana tahammülsüzlüğün nişanesi olarak sergilerken ve bu konuda da dünyada ses getirebilirken; biz Mardin’de 1000 seneden beri 3 ilahi din mensuplarını bir arada yaşamalarını sağlayan, şemsilerin 1 ibadetgahı, 2 sinagog, 14 kilise 100 cami ve 19 medresesiyle soy kırım yapmadan, farklı inanç ve ırk mensuplarının mahallelere ayrılmadan birlikte yaşam sürmelerini sağlayan medeniyetimizi İspanya’nın TOLEDO’ yu tanıttığı kadar tanıtamamamız bir acziyetten ve değerlerimize ihanet etmekten değil; daha çok sahip olduğumuz araçların kıymetini bilmeme ve değerlendirememe durumlarından kaynaklanmaktadır.
ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ(BUGÜNKÜ İSPANYA TOPRAKLARI)
Tarık Bin ziyad komutasındaki İslam ordusu miladi 711 yılında İspanya’ yı fethederek, İspanya yarımadasının tamamına yakınını ele geçirdi. Cebeli Tarık boğazını geçtikten ve karaya çıktıktan sonra,’’ arkamızda uçsuz bucaksız deniz, önümüzde amansız düşman var…’’ diyerek başladığı ve tarihe geçen konuşmasından sonra İspanya’da 1496’ya kadar 779 yıl sürecek olan, Avrupa’nın bu günkü bilim ve teknolojik seviyesine gelmesinde temel kaynak olacak, Rönesans ve reform’un başlamasına vesile olacak ENDÜLÜS EMEVİ medeniyetine Avrupa kapısını açan zafer kazanıldı. Vizigot krallığının baskıcı zulmü altında inleyen kitleler için yeni bir umut oluşturdu. Yahudi ve tek tanrı inancına sahip hiristiyanlar bu zaferle gelen adalet sayesinde varlıklarını bu topraklarda bir süre daha devam ettirebilmişlerdir.
ENDÜLÜS’ÜN FETHİNDEN SONRA BAŞLATILAN KALKINMA FAALİYETLERİ
‘’ İber yarımadasına gelen müslümanların tecrübeli gözleri, Endülüs topraklarına gösterilecek ciddî bir bakım ve îtinâ sayesinde kazanılacak hâzineleri hemen farketmişti. Derhal su kaynakları açıp yirmi-otuz metre çapında kuvvetli çarkları oralara yerleştirdiler. Suyu yükseltmek için geliştirdikleri bu âletlerin yardımıyla, suları büyük havuzlarda topladılar. Havuzlarda büyük yekûn teşkil eden suları, güzel bir sistemle tertiplenmiş su kanalları vasıtasıyla tarlalara dağıttılar. Bölge bölge kurdukları su te’sisleri ile suları memleketin her tarafına akıttılar. Böylece en kuru ve en verimsiz görünen tepeler ve dağ yamaçları taraslandı, set şeklindeki evleklerle sulandı. Plânlı bir şekilde işlendi. Bu gün İspanya ihraç mallarının büyük bir kısmını meydana getiren ve müslümanlar tarafından Endülüs’e getirilen nar, şeftali, badem, kayısı, portakal, kestane, muz, hurma, kavun ve kuşkonmaz gibi meyve ve nebatların yetiştirilmesi, ekim ve bakımları, muntazam kurslarla köylülere öğretildi. Nitekim şimdi bile İspanyolca’daki zirâat ve sulama tekniğine ait tâbirler, hâlâ Arabça olarak kullanılmaktadır. Yapılan bu çalışmalar sayesinde birbiriyle birleşen tarlalarda rüzgârın dalgalandırdığı bitkiler, fasılasız birbirini tâkib ediyordu. Topraktan yüksek verim almak için yapılan çalışmalar sayesinde, üçüncü Abdurrahmân zamanında aynı yerden senede üç-dört defa hububat elde edildi. Aynı çalışmalar, hayvancılığa da tatbik edilidi. Bu devirde yeni mâden ocakları açıldı. Bin yıldır kapalı olan Fenikelilerin açtıkları ocaklar, tekrar faaliyete geçirildi. Her yıl muazzam mikdarda demir, bakır ve civa çıkarıldı. Çok cepheli ve üstün kapasiteli bir endüstri gelişti. Refah seviyesi yükseldi. Bir yerden bir yere gidenler, artık yaya gitmiyorlar, binek hayvanıyla gidiyorlardı. Sebze ve meyve ucuz, işçi ücretleri yüksekti. Doğunun çiftçi, san’atkâr ve sanayicileri Endülüs’e akın ettiler. 950 yıllarında İspanya müslürnanlarının nüfûsu otuz milyona yükseldi. Kurtuba’nın etrafındaki fevkalâde mâmur, son derece verimli arazinin üzerine binlerce köy sıralanmıştı.’’(1)
ENNDÜLÜS’TE KÜLTÜR VE MEDENİYET
‘’Abdurrahmân bin Muâviye’nin kurduğu Endülüs Emevî Devleti zamanında Endülüs, büyük bir kültür, medeniyet ve ilim merkezi oldu. Devletin merkezi olan Kurtuba, Avrupa’nın en kalabalık ve en geniş şehri hâline geldi. Vezir ve me’mûrların ikâmet ettikleri yerler dışında yüz on üç bin ev, altı yüz cami, üç yüz hamam (evlerdeki banyolar hâriç), elli hastahâne, seksen resmî mekteb, orta tahsîl için on yedi mekteb, yüksek seviyede tahsîl veren bir çok yer, bu mekteplerde dört bin talebe vardı. Zâten her cami bir mekteb hüviyetinde idi. Camide öğrenilen evde anlatılır, evler de mektep hüviyetini alırlardı. Kurtuba’da içinde yüz binlerce kitap bulunan yirmi tane devlet kütüphanesi vardı. Ayrıca vakıf kütübhâneleri de mevcuttu. Kenarlarını seksen bin dükkânın kapladığı Kurtuba caddeleri, boydan boya kaldırımlarla döşenmiş ve lambalarla ışıklandırılmıştı. Caddelerin çöpleri, günlük olarak kağnı arabalarına konup şehir dışına çıkarılırdı. Yaklaşık beş milyon kişinin yaşadığı Kurtuba şehrinde kanalizasyon şebekesi de kurulu idi. Caddelerin ve sokakların altına döşenen borularla lağım suları arzu edilen yerlere nakledilirdi. Şehrin her tarafı yeşilliklerle adetâ döşenmişti. Çevredeki tarlalar, açılan sulama kanallarından akıtılan sularla sulanıyor, toprak en verimli şekilde işleniyordu. İnsanlar, fen ve din ilimlerinin her çeşidi ile ilgileniyorlar, araştırmalar yapıyorlardı. Diğer ülkelerden getirilen tohumlar ekiliyor, hayvanlarda sun’î tohumlama yapılıyordu. Endülüs’ün köy ve şehirleri böylesine bakımlı, insanları böylesine kültürlü idi. İşte Avrupa’nın aydınlanması, fen ve teknolojide ilerlemesi, böyle bir kültür ve ilim merkezi olan Endülüs’den aldığı kültür ve ilim sayesinde gerçekleşti. İslâm dîni, Avrupa’ya İspanya’dan yayıldı. Fas, Kurtuba ve Gırnata üniversiteleri kurularak, batı, ilim ve fen ışıklarına kavuştu. Burada tahsil gören gençler, hıristiyan âlemini, gaflet ve cahillikten uyandırıp, fen ilimlerinde ilerlemelerini sağladılar.’’(1)
‘’Bütün dünyada kabul edildiği gibi, bugün Endülüs kelimesi Müslümanların kafasında geçmişin ihtişamını ve şanını canlandırır. Fakat aynı zamanda Ortaçağ’da İslâmiyet’in gücünün doruğunda olduğu günlerin geride kaldığını hatırlatarak hüzün doğurur. İspanya’daki 800 yıllık Müslüman yönetimi, Müslüman-Hıristiyan-Yahudi kültürlerinin yan yana geliştiği zengin bir kültürel, düşünsel ve ticarî hayat meydana getirerek bütün Avrupa’da uygarlığın doruk noktalarından biri olmuştu.’’(2)

1- İslam Tarihi Ansiklopedisi, http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Tarihi-Ansiklopedisi/Detay/ENDULUS-EMEVI-DEVLETI/239
2-Doç. Dr. Lütfi ŞEYBAN-İSPANYA’DA ENDÜLÜS-İSLAM MEDENİYETİNDEN KALAN İZLER VE ESERLER-III: SEVİLLAGraham E. Fuller – Ian O. Lesser, Kuşatılanlar: İslam ve Batı’nın Jeopolitiği, çev. Özden Arıkan, Sabah, İstanbul 1996, s. 29

Bir Yorum Yazın